COP26 Türkiye Koalisyonu’ndan çağrı

2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26), 31 Ekim – 12 Kasım 2021 tarihleri arasında İskoçya’nın Glasgow şehrinde gerçekleştirilecek. Uluslararası bir ağın Türkiye örgütlenmesi olan Cop26 Türkiye Koalisyonu, geniş bir bir temsile dayanan çalışmalarını iki ayı aşkın zamandır sürdürmektedir.COP26 Türkiye Koalisyonu, paylaştığı tutum belgesinde “İklimi değil, sistemi değiştirmek için halkların öz gücüne güveniyoruz; gezegenimizin ortak geleceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

26 Kasım 2021 tarihinde düzenlenecek olan COP 26 ; Birleşmiş Milletler iklim müzakerelerinin bir sonraki turu, COP26, dünyanın zengin ve yoksulları arasındaki küresel dayanışmanın bir testi ve Paris Anlaşması’ndan beri en önemli iklim müzakereleri olarak anılıyor.

Koronavirüs pandemisi nedeniyle bir yıl ertelenen zirvede devlet başkanları, diplomatlar, iş dünyası liderleri, kampanyacılar ve gazeteciler 31 Ekim’den 12 Kasım’a kadar İngiltere Glasgow’da yüz yüze buluşacakTürkiye genelindeki birçok ekoloji ve iklim hareketinin bir araya gelmesiyle oluşan COP26 Türkiye Koalisyonu, tutum belgesini açıkladı.

Belgenin tamamı şöyle:

Bizler, Türkiye’deki emekçiler, gençler, kadınlar, lgbti+lar, kısacası yaşamları tarumar edilen ve geleceğinden kaygı duyanlar olarak halkların iklim hareketine katılıyoruz. Türkiye’deki yaşam savunucuları olarak 6 Kasım’da Küresel İklim Eylemi Günü’nde sokaklarda olacağız, 7-10 Kasım’da da Halkların İklim Zirvesi’ndeyiz. Gezegenin ve türlerin geleceği; yoksullara, yerlilere, kadınlara, canlılara ödetilen bedellerin daha da ağırlaşmasını engellemek için dünyanın dört bir yanından gelen sesleri ortaklaştırıp büyüterek ekolojik sorunların en önemli göstergesi olan iklim krizine karşı hükümetlerin sorumsuzca davranışlarının ve ekolojik suçların üstünün örtülmeye çalışılmasını teşhir ediyoruz.

Bugün bu koalisyonu kurmamıza ve harekete geçmemize neden olan iklim krizinin nedeni, insanın emek gücü de dahil doğanın her parçasını metalaştıran kapitalizmdir. Bizleri; açlık, savaş, yoksulluk, göç, eşitsizlik ve ekolojik yıkıma maruz bırakan kapitalizmin krizine dair çözümü, halkların dayanışması ve birlikte mücadelesi ile bulacağımıza inanıyoruz.

Ulusal ve uluslararası düzeyde birbirleriyle ekonomik, politik ve/veya askeri düzeyde rekabet eden şirketler ve onların hizmetinde olan devletler, söz konusu krizlerin gerçek sorumlularıdır. Şirketlerle kol kola girmiş devletlerin, yarattıkları bu krize çare bulmaya çalışıyormuş gibi yaptıklarının farkındayız.

Dünyanın ve insanlığın ihtiyacı hızlı ve radikal bir yol değişikliğidir. İklim krizini çözmek için bütün eşitsizlikleri ve adaletsizlikleri birlikte çözmemiz gerektiğine inanıyoruz. İster işyerinde daha iyi ücret almak, ister temiz su için, isterse polis şiddetine veya yeni bir mayın patlamasına karşı savaşıyor olalım… Bedenlerimizi kontrol etmek veya içinde yaşadığımız ormanların yok edilmesini durdurmak için… Sadece zenginler için değil, hepimiz için işe yarayan iklim eylemine ihtiyacımız var.

Dünyaya egemen olan kapitalistler kendilerinin neden olduğu krizlerden yeni fırsatlar yaratmaya çalışıyorlar. ‘Yeşil dönüşüm’ün, başına ‘sürdürülebilir’, ‘yeşil’ sıfatları ekleyerek yaptıkları yatırımların bir “yeşile boyama” olduğunu, kapitalizmin hiçbir şekilde sürdürülebilir ve “yeşil” olmadığını, olamayacağını biliyoruz. Ekolojik krizi sadece iklim krizine, iklim krizini de yalnızca karbon emisyon miktarına indirgeyen, çözümü de enerji kaynağının değişimi olarak teknikleştiren bütüncül kavrayıştan uzak tekçi yaklaşımlar, iklim krizini daha da derinleştirmektedir.

Yeraltı-yerüstü, denizaltı ve uzay madenciliğine bağlı olan bu ‘yenilenebilir’ enerjiler, iklim krizine çözüm olmaktan çok, krizi derinleştirici role sahipler. Enerjide dönüşüm, dünyada yeniden madencilik furyasını tetikleyerek sömürgeciliği, militarizmi ve emperyalizmi güçlendirip yaygınlaştırarak ekolojik yıkımı ve emek sömürüsünü derinleştiriyor.

Ne Yapmalıyız?

Eko-kırım suçlarının tanımlanarak bu suçlarda bulunan devletler ve şirketler için yargılama ve yaptırım süreçlerini tayin edecek bir mahkemenin kurulmasını ve uluslararası yargı/yaptırım mekanizmaları oluşturulmasını, bunun için uluslararası koalisyonun anayasası niteliğinde olan bir ‘Ekoloji Hakları Sözleşmesi’ hazırlanmasının savunuculuğunu yapmalı; eko-kırım suçlarını hafızalaştırılmalı ve bu suçlara karşı mücadeleyi uluslararasılaştırmaylıyız.

· Her yerel mücadelenin uluslararası dayanışma ağlarınca desteklenmesini sağlamalıyız.

· Tüm dünyada eş-zamanlı eylem ve etkinlikler için strateji geliştirip dünya eylem takvimi oluşturmalıyız.

· Yaban hayatı koruma ve geliştirme alanları ile en önemli karbon yutak alanları olan ormanların tümünün devletler ile şirketlerin enerji ve maden projelerinden korunması için birlikte mücadele etmeliyiz.

· İklim krizinden en çok etkilenen kadınların, yaşlıların, çocukların, gençlerin, engellilerin, yerli hakların ve yoksulların desteklendiği, tüm dezavantajlı grupların temel hak ve ihtiyaçlarını da dile getiren bir mücadele hattı geliştirmeliyiz.

· İklim krizi ya da savaş kaynaklı yaşanan/yaşanabilecek olan göçler için göçmen/mülteci/sığınmacılara yönelik yaşam hakkı da dahil olmak üzere tüm hak gasplarına karşı sınır güvenlik politikalarına karşı politikalar üretmeli, göçmen düşmanlığına karşı çalışmalar yürütmeliyiz.

· İklim değişikliğinin önemli nedenlerinden biri olan kapitalist kentleşmeye ve megakent planlamalarına karşı politikalar geliştirmeli; “yeşil/akıllı binalar” adına yeni “kentsel dönüşüm” furyasına karşı uyanık olmalı; konut sorununun kar ve rant odaklı çözümlerine karşı mücadele etmeliyiz.

· Endüstriyel tarım politikalarına karşı sömürü ve kar döngüsünü ortadan kaldıran gıda egemenliği ile birlikte hayvan özgürlüğünü gözeterek agroekolojik üretimi destekleyerek yaygınlaştırmalı; sadece tarım değil tüm alanlarda endüstriyalizmi sorunlaştırıp alternatif geliştirmek için mücadele etmeliyiz.

· Suyun ticarileştirildiği tüm projelere karşı çıkmalı; yeraltı ve yerüstü sularının kirletilmesine engel olmalıyız.

· Doğalgaz arama, boru hattı ve tesis inşaatları, termik santral yatırımları, Türkiye’de iktidarın yapmak istediği Kanal İstanbul Projesi gibi mega inşaat projeleri başta olmak üzere yeni fosil ve eko-kırım projelerini durdurmak için işbirliği yapmalıyız.

Türkiye ne durumda?

COP26 Türkiye Koalisyonu olarak, Türkiye’nin iklim krizinden en çok etkilenen (bundan sonra da etkilenecek olan) bölgelerden birinde yer aldığını biliyoruz. Bu gerçekliğe rağmen, hükümet, Paris Anlaşması’na taraf olmak için verdiği “ulusal katkı beyanı”nda azaltmak bir yana 2030’da 2012’nin iki katından fazla karbon emisyonu yapma “sözü verdi”. Ayrıca bu anlaşmaya taraf olan hiçbir ülkenin bugüne kadar sözünü tutmadığını biliyoruz.

Bu durum, “Halkların İklim Taahhüdü”nü gerçek kılmaya ne kadar mecbur olduğumuzu bir kez daha bize hatırlattı.

Madencilik faaliyetleri, Türkiye’de tüm bölgeleri kapsayacak şekilde çoğalıyor. Buralar, yerli ya da uluslararası sermayenin yatırım alanları olarak görülüyor, tarım arazileri imara açılıyor, yeraltı ve yerüstü sularının ve canlı yaşamının üzerindeki etkileri dikkate alınmıyor. Göller ve nehirler kuruyor, henüz kurumamış olanlar da inşaat projelerinin tehditleriyle karşı karşıya. 2021 yılında Türkiye’de ortaya çıkan yangınlar, uzun zamandır süren kuraklık ve seller, iklim krizine karşı verilecek mücadele için yarının çok geç olacağını yakıcı bir şekilde bize söylüyor.

‘Yenilenebilir’ adı altında enerji yatırımları, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de artıyor. Kuş göç yolları, tarım arazileri, ormanlık alanlar, köyler bu JES, RES ve GES “yenilenebilir enerji” yatırımlarının tehdidi altında. Bu enerji akışının ekonomisi de yeni rant alanları yaratıyor. Mevcut termik santraller faaliyetlerine devam ederken yeni fosil yakıt yatırımları yapılıyor; bir yandan Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı devam ediyorken kabul edilen yasalarla Türkiye’nin nükleer çöplüğe dönüşmesinin temelleri atılmış durumda. Sinop’ta yapılması planlanan ikinci bir nükleer santral planı için şimdiden ormansızlaştırma yapıldı bile.

Yüzyıldır egemenlik ve savaş bölgesi olagelen Ortadoğu’da ve Akdeniz havzasında devletlerin savaş ve savunma yatırımları, suyun savaş aracı gibi silah olarak kullanılması, fosil yakıt boru hatları vb. hem halkları hem de ekosistemleri yok etti, etmeye de devam ediyor. Savaşlar ve iklim krizi nedeniyle göçler sürüyor. Göçmenlere yönelik yaşam hakkını yok eden hukuksuzluklarsa ortak geleceğimizi tehdit ederek derinleşip kalıcılşıyor.

Türkiye’de ne yapacağız?

COP26 Türkiye Koalisyonu -tıpkı uluslararası COP 26 Koalisyonu ve Halkların İklim Anlaşması Hareketi gibi- çeşitli düşünce ve yönelime sahip insanlardan, kurumlardan ve inisiyatiflerden oluşuyor.

“İklim Adaleti İçin Halkların Zirvesi”ne katılmak üzere Türkiye’de bir araya gelenler olarak, COP26 Türkiye Koalisyonu’nu, farklılıklarımızı yadsımadan ortak paydalarımız üzerinden birlikte mücadele yürütecek bir ağ imkanı olarak görüyoruz.

COP26 Türkiye Koalisyonu olarak deneyimlerimizden hareketle ekoloji özelinde mücadele eden öznelerin büyük bir potansiyel taşıdığına inanıyoruz. Mücadelemizi ortaklaştırarak kazanımlarımızı çoğaltmak için Türkiye’de yapacaklarımızı şöyle sıralayabiliriz:

· Türkiye’deki bütün ana sektörlerin, altyapıların ve mega projelerin envanteri ile işe başlamak; ülkede gerçekleşen tüm eko-kırımın envanterlerini oluşturmak

· Yerel yönetimlerin kent politikalarını ekolojik yaklaşımla hayata geçirmeleri için baskı araçları geliştirmek, sonuç almak için takip etmek

· Yerel yönetimlerin seçimle belirlenen yöneticilerinin yerine gelen atanmış kayyumlar döneminde yapılan eko-kırımların kayıt altına alınmasını sağlamak

· Kömürlü termik santrallerin kapatılmasına ve yenilerini engellemeye yönelik çalışmaları hızlandırmak

· Kanal İstanbul gibi mega yıkıcı projeleri durdurmaya yönelik çalışmalarına hız vermek

· Doğa talanını hızlandıran savaş stratejilerine karşı barış taleplerinin sesini yükseltmek amacıyla emek, ekoloji, kadın ve diğer toplumsal hareketlerle birlikte yaşamı savunmak için ortak eylemlilikler örgütlemek

· 2022 devlet bütçesi için yapılan görüşmelerde ekolojik tahribatı doğuracak ve iklim krizini daha da artıracak savaş, maden vb. yatırımları engellemek için mücadele etmek

· Akkuyu Nükleer Santrali’nin, nükleer çöplük yatırımlarının ve Sinop’ta açılması planlanan yeni santralin durdurulması için etkin çalışmalar yapmak

· Ortadoğu özelinde iklim krizi mücadelesini büyütmek ve ortaklaştırmak için mücadele etmek

İklim kriziyle mücadelede iklim adaletinin ancak krizin gerçek mağdurlarının birleşik mücadelesiyle sağlanabileceğine inanıyor; bu inancımızın rehberliğinde yan yana gelip birbirimizi duyarak çalışmalarımızı sürdürüyoruz.

İklimi değil, sistemi değiştirmek için halkların öz gücüne güveniyoruz; gezegenimizin ortak geleceğine inanıyoruz.

HABER MERKEZİ: BÜLENT ÖZGEN

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial