Freni patlamış bir otobüste hızla uçuruma gidiyoruz!

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin sonuç raporunu değerlendiren Prof. Doğanay Tolunay, ülke görüşleri de alınarak hazırlanan raporun freni patlamış bir otobüsün içinde son sürat uçuruma doğru gittiğimizi söylediğini dile getirdi…

Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin yayınladığı rapor, 2019’da atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonunun 2 milyon yıl içindeki en yüksek seviyeye çıktığını ortaya koydu. Bilim insanlarının, gezegenin insan faaliyetleri sebebiyle ısındığına dair şüphesi kalmadı. İnsan faaliyetleri sonucunda, gezegenin ikliminde hızlı ve büyük ölçekli değişiklikler yaşanırken, bu etkilerin bazılarının geri dönüşü de yok.

Toplam 195 ülkenin onayladığı iklim raporuna göre dünyanın yüzey sıcaklığı 2,5°C’nin üzerine çıkarken, bu seviyede bir sıcaklığın en son 3 milyon yıl önce gerçekleştiği belirtiliyor. İnsan kaynaklı etkiler yüzünden bir yanda seller, bir yanda ise görülmemiş büyüklükte orman yangınlarıyla karşı karşıya kalan gezegenin karşı karşıya olduğu ısınma seviyesi, bugüne kadar benzeri görülmemiş ölçeğe ulaştı.

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) 54. Oturumunda iklim kriziyle ilgili beklenen rapor açıklandı. Karar vericiler için hazırlanan ‘İklim Değişikliği 2021: Fiziksel Bilim Temeli’ başlıklı rapor, 234 bilim insanı ile 195 hükümet tarafından onaylandı. İklim bilimiyle ilgili en güncel veri ve analizleri bir araya getiren rapor, 2014’te yayımlanan özel rapordan bu yana konuyla ilgili en önemli güncelleme olarak kabul ediliyor.

RAPORU 750 UZMAN DEĞERLENDİRDİ,14 BİN MAKALEYE ATIF YAPILDI

Konuyla ilgili oluşturulan Çalışma Grubu raporunun birinci taslağı, 750 uzman tarafından değerlendirildi ve taslağa 23.462 inceleme yorumunun sunulduğu, ikinci taslağa ise, hükümet temsilcileri ve 1.279 uzmanın değerlendirilmesinin ardından 51.387 inceleme yorumu sunulduğu kaydedildi. Karar Vericiler İçin Özet Raporu’nun hükümetlere nihai dağıtımında ise 47 hükümet temsilcisinin 3.000’i aşkın yorumda bulunduğu belirtilirken raporda 14.000’i aşkın da bilimsel makaleye atıfta bulunulduğu kaydedildi.

RAPORDA ÖNE ÇIKAN TEMEL BULGULAR

Bilim insanlarının gezegenin insan faaliyetleri sebebiyle ısındığına dair şüphesi kalmadığına değinilen raporda öne çıkan bazı başlıklar şöyle:  “İnsan faaliyetleri sonucunda, gezegenin ikliminde hızlı ve büyük ölçekli değişiklikler meydana geldi. Bu etkilerin bazılarının geri dönüşü bulunmuyor. İlişkilendirme bilimi, insanlığın iklim sistemi üzerindeki etkisine dair kanıtlar sunuyor. İnsan kaynaklı emisyonlar, gezegenin değişmesine ve daha az istikrarlı hale gelmesinin temel sorumlusu olarak görülüyor. Gerçekleştirilen tüm senaryolarda gezegenin en az 1,5°C ısınacağı öngörülüyor.

Bilim insanları, yakın vadede CO2 dışındaki sera gazlarıyla mücadele etme ihtiyacını net şekilde ortaya koyuyor. Sera gazı etkisi yüksek olan metan gazının emisyonları, bu kapsamda özellikle endişe veriyor. Dünyadaki doğal yaşamın, daha fazla ısınma nedeniyle zarar göreceği öngörülüyor. Bu nedenle kara ve okyanus ekosistemlerinin kapasitesinin, iklim sorununu çözmemize yardımcı olma anlamında sınırlı etkisi bulunduğu öne sürülüyor. Isınmayı durdurmak istiyorsak, karar vericilerin net sıfır emisyon planlarını hayata geçirmesi gerekiyor.”

İNSANIN İKLİM ÜZERİNDE NASIL BİR ETKİSİ VAR

İklim sistemindeki ısınma ile görülen yaygın ve hızlı değişimin, insan etkisi sonucu meydana geldiğinin altı çizilen raporda, “İnsan etkisiyle iklim, son 2000 yılda görülmemiş bir oranda ısındı. Önceki IPCC değerlendirmeleri uyarınca kesinliğe dayanan bu beyanlar, Karar Vericiler için Özet Raporu’nda, iklim değişikliğinin, yaklaşık 1750’den bu yana sera gazı konsantrasyonlarında gerçekleşen artış sonucunda gerçekleştiğini öne sürüyor.

Bu durum, iklim değişikliğinin su götürmez bir şekilde insan faaliyetlerinden kaynaklandığını gösteriyor. 2019’da atmosferdeki CO2 konsantrasyonu, 2 milyon yıl içinde herhangi bir zamandan daha yüksek şekilde gerçekleşti. Önemli sera gazları olan metan ve azot oksit gazlarının konsantrasyonları, 800.000 yıllık zaman dilimindeki herhangi bir zamanından daha yüksek şekilde gerçekleşti.

Isınma hızında artış yaşanıyor. 1970’den bu yana küresel yüzey sıcaklıkları, son 2000 yıllık zaman dilimindeki 50 yıllık dönemlere kıyasla daha hızlı yükseldi. Küresel ısınmanın neredeyse tamamından, insan kaynaklı emisyonlar sorumludur” ifadelerine yer verildi.

Türkiye son yıllarda yaz aylarında yaşanan sellere maruz kalıyor. Geçtiğimiz ay Arhavi’de yaşanan sel bunlardan biriydi. (DHA)

DÜNYA, İNSAN ELİYLE NASIL DEĞİŞTİ
Süregelen iklim değişikliğinin özellikle okyanus, buz tabakaları ve küresel deniz seviyelerindeki değişiklikler ile yüzyıl ila bin yıllık zaman dilimlerinde geri döndürülemez hale geldiği belirtilen raporda, son zamanlarda iklim sistemi genelinde yaşanan değişimlerin ölçeği ve mevcut durumu, binlerce yıldır eşi benzeri görülmemiş hale geldiği vurgulandı.

Son on yılda Arktik deniz buzunun seviyesinin 1850’den beri en düşük seviyesine gerilediği kaydedilen raporda şöyle denildi: “1,5°C eşiğini ne kadar aşarsak, dünyamızda öngörülemez ve ciddi risklerin oluşma olasılığı o kadar artıyor. Geri döndürülemez etkisi olan bu kritik eşikler, göz önünde bulundurulan emisyon senaryolarında oldukça olası görülen ısınma değerleri için dahi küresel ve bölgesel ölçeklerde meydana gelebiliyor.

Antarktika buz tabakasının hızla erimesi ve orman örtüsünün üst tabakasının kuruması gibi iklim sisteminde gerçekleşebilecek ani tepkiler ve kritik eşikler göz ardı edilemeyecek nitelikte değerlendiriliyor.

DENİZEL ISI DALGALARI 1980’DEN BU YANA İKİ KATINA ÇIKTI

Deniz seviyelerindeki küresel ortalama yükseliş, 1900’den bu yana, son 3000 yıldaki herhangi bir zamandan daha hızlı artış gösterdi. Denizel ısı dalgalarının oluşma sıklığı, 1980’lerden bu yana iki katına çıktı. 2006’dan bu yana gerçekleşen denizel ısı dalgalarına, insan etkisinin katkısı oldukça olası görünüyor.

.Dağlarda ve kutup bölgelerinde yer alan buzulların, on yıllar, hatta yüzyıllar boyunca erimeye devam edeceği göz önünde bulundurulduğunda, çözülme sonucu donmuş tabakada tutulan karbonunun atmosfere salınması, bu tabakanın oluşmasını gerektiren bin yıllık zaman dilimi göz önünde bulundurulduğunda geri döndürülemez etki yaratıyor.

Buz tabakası süreçlerindeki belirsizlik nedeniyle, küresel ölçekte deniz seviyesindeki artışın 2100 yılında 2 metreye, 2150 yılında ise 5 metreye kadar olan olası aralığın üzerinde gerçekleşmesi, emisyonların en fazla arttığı senaryoda göz ardı edilemez hal alıyor. Deniz seviyesindeki yükselişin, iklim değişikliğiyle en iddialı şekilde mücadele eden yol haritalarında dahi yüz binlerce yıl devam etmesi öngörülüyor.”

DEĞİŞEN İKLİM KOŞULLARININ YANGIN VE SELLERDEKİ ARTIŞA ETKİSİ

Değerlendirme Raporu’nun yayınlanmasından bu yana, iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı hava olaylarının kanıtları hakkında önemli güncellemeler de yapıldı. Buna göre insan faaliyetlerinin belirli hava olaylarını ne şekilde etkilediğini değerlendirdikleri ilişkilendirme bilimindeki yeni gelişmeler sayesinde bilim insanları; aşırı sıcaklar, yağış, kuraklık ve tropik siklonların olasılığı ve şiddetindeki artışa ne şekilde katkı sunduğumuzu açıkça ortaya koyuyor.

Gezegenin büyük bölümü, sıcak hava dalgalarını içeren aşırı sıcaklara maruz kalırken, bu bölgeler arasında Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya, Latin Amerika’nın büyük bölümü, Afrika kıtasının güneyinin batı ve doğu kıyıları, Sibirya, Rusya ve Asya’nın tamamını kapsıyor.

Son zamanlarda yaşanan aşırı sıcakların gerçekleşmesi, insan etkisi olmadığı durumda, son derece düşük bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.  Kuraklık hakkında daha sınırlı bilgiye sahip olunduğu ancak, Afrika kıtasının güneyinin batı ve doğu kıyıları, Akdeniz, Güney Avustralya ile Kuzey Amerika’nın batı kıyılarının artan kuraklıklarla karşı karşıya kaldığını gösteren yeterli kanıtların bulunduğu kaydediliyor.

YAZ AYLARINDA YAŞANAN SELLER İNSAN KAYNAKLI DEĞİŞİMİN SONUCU

Isınmadaki en küçük artışın dahi büyük önem taşıdığı belirtilen raporda, şu bilgilere yer verildi: “Aşırı uçlarda öngörülen değişikliklerin sıklığı ve yoğunluğu, küresel ısınmada oluşacak her ilave katkıyla birlikte artıyor. Yaz aylarında yaşanan yangınlar ve seller, insan kaynaklı küresel ısınma sonucu iklim sisteminin değişmesiyle aşırı hava olaylarının seyrine örnek oluşturuyor. Sıcaklıklarda ve kuraklıkta artışla sonuçlanan aşırı hava olayları: İnsan kaynaklı ısınma olmadığı durumda meydana gelme ihtimali nadir olan aşırı sıcaklıkların yoğunluğu ve sıklığı, görülmemiş hızda artıyor. Aşırı yağış olaylarının sıklaşması öngörülüyor.”

OLUMSUZ TABLOYU TERSİNE ÇEVİRMEK İÇİN YAPILMASI GEREKENLER

Günümüzde iklim taahhütleri (Ulusal Katkı Beyanları) kapsamında belirlenen iklim eyleminin emisyon artışıyla ilişkisine de ışık tutan raporda, CO2 emisyonlarındaki artışın, yüzyılın ortasında en yüksek seviyesine ulaşarak istikrarlı hale geldiği, sonrasında düşüşe geçiyor ve yüzyılın sonuna doğru en keskin düşüşü gösterdiği belirtiliyor. Rapor, metan ve azot oksit konsantrasyonlarının son 800.000 yıllık zaman diliminin herhangi bir noktasındaki mevcudiyetinden daha yüksek olduğunu tespit ediyor.

 Rapor aynı zamanda, metan gazlarındaki önemli kısıtlamaların, küresel ısınmayı durdurmak için hayati önem taşıdığını ortaya koyuyor. Rapor, CO2 konsantrasyonlarının, son iki milyon yılda eşi görülmemiş bir seviyeye ulaşmış durumda olduğunu gösteriyor. Metan emisyonlarında güçlü, hızlı ve sürekli şekilde gerçekleştirilecek azaltımın, aerosol kirliliğindeki düşüşten kaynaklanan ısınma etkisini sınırlandırmanın yanı sıra, hava kalitesini de iyileştirebileceği kaydediliyor.

RAPOR SONUÇLARI AÇISINDAN PARİS ANLAŞMASI NE ANLAMA GELİYOR

IPCC Raporu’nun sonuçlarının, Paris Anlaşması’nın sıcaklık hedefleri kapsamında ne anlama geldiği konusunda yapılan değerlendirmede ise  “Paris Anlaşması, yüzyılın sonuna kadar küresel ısınmanın, tercihen 1,5°C’yi aşmayacak şekilde, 2°C ile sınırlandırmayı taahhüt ediyor. 1. Çalışma Grubu raporu bu gerekliliği her zamankinden daha açıkça ortaya koyuyor: CO2 ve diğer sera gazlarından kaynaklanan emisyonları, 2050 yılı ve sonrasında net olarak sıfırlamadığımız durumda, 21. yüzyılda küresel ısınmayı 1,5°C veya 2°C sınır limitleri aşılacaktır.

Dünyanın yüzey sıcaklığının en son (sanayi devrimi öncesindeki seviyelerle kıyaslandığında) 2,5°C’nin üzerine çıkması, 3 milyon yılı aşkın zamanda gerçekleşmişti. Bu sebeple gezegenin karşı karşıya olduğu ısınma seviyesi, eşi benzeri görülmemiş ölçektedir.  Küresel ortalama sıcaklıklardaki artış devam ederken, önümüzdeki beş yılın en az birinde ısınma ortalamasının geçici olarak 1,5°C üzerine çıkması riski artıyor” denildi.

DEVAM ORMAN YANGINLARI VE ADAPTASYON PLANLAMASI

Raporla ilgili görüşlerini paylaşan Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Semra Cerit Mazlum, “Bu rapor, Türkiye’nin iklim değişikliği politika ihtiyaçlarını tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Rapor öncekiler gibi Akdeniz Havzasının kırılganlıklarını sergiliyor ve olası değişimleri daha ayrıntılı olarak görüyoruz.

İklim değişikliğine adaptasyonun sosyo-ekolojik sistemlerin özelliklerini dikkate alacak biçimde planlanması ve adaptasyonun imkânsız hale gelebileceği koşullara karşı kayıp ve zarar için ulusal düzeyde mekanizmaların hazırlığına şimdiden başlanması önemli.  Devam eden orman yangınları adaptasyon planlamasının yalnızca ekosistem türleri ya da sosyo-ekonomik sektörler odaklı olmasının yeterli olmadığını gösteriyor.

Raporun bulgularının önemli bir yansıması da, Türkiye’nin iklim politikasında emisyon azaltımının 1,5 derece hedefine göre yenilemesi ihtiyacının daha belirgin hale gelmesi. Bu bakımdan Paris Anlaşması’nın ulusal katkı belgesinin güncellenerek onaylanması önem taşıyor” diye konuştu.

TOLUNAY: ‘FRENİ PATLAMIŞ OTOBÜSÜN UÇURUMA DOĞRU GİDİYOR’

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa, Orman Fakültesi, Toprak İlmi ve Ekoloji Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Doğanay Tolunay ise IPCC’nin 6. Değerlendirme Raporunun, ülke görüşleri de dikkate alınarak hazırlandığı için açık açık yazmasa da freni patlamış bir otobüsün içinde, son sürat uçuruma doğru gittiğimizi söylediğine işaret ediyor.

‘YAŞADIĞIMIZ YANGINLAR GELECEKTE OLABİLECEKLERİN GÖSTERGESİ’

“Türkiye olarak bizler de bu otobüsün içindeyiz” diyen Tolunay, “Sadece bu yıl yaşadığımız seller, kuraklık ve son olarak orman yangınları gelecekte olabileceklerin göstergesi. Çünkü ülkemiz için yapılan tüm tahminler, modellemeler bu ve benzeri aşırı hava olaylarının şiddeti ve sıklığının gelecekte çok daha fazla olacağını ortaya koyuyor. İklim değişikliğini plansızlığımız, tebdirsizliğimiz ve bize bir şey olmazcılığımızı örtbas etmek için kullanıyoruz. Acilen birşeyler yapmalıyız. Bunun için de öncelikle sera gazı salımları için 2030 yılına kadar en az % 50 azaltım hedefi koymalı ve çok katı olarak uygulamalıyız. Bu da yetmez deyip yine acilen iklim değişikliğiyle şiddeti ve sıklığı artan aşırı hava olaylarına karşı uyum önlemleri almalıyız. Bunları yaparken de doğayı, ekosistemleri ve biyolojik çeşitliliği de korumalıyız” görüşünü dile getirdi.  

HER YIL 4.2 MİLYON İNSANIN ÖLÜMÜNE NEDEN OLAN KİRLETİCİLER

Raporu değerlendiren Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı da her yıl dünyada hava kirliliği nedeniyle 4.2 milyon kişinin ölümüne neden olan kirleticilerden bazılarının Kükürt dioksit (SO2) ve azot oksit (NO2) gibi genellikle kentlerde yüksek seviyelerde bulunan gazlar olduğunun altını çizerek şunları kaydetti: “Kara Rapor 2020 çalışması, hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği seviyelere indirilebilseydi Türkiye’de 2017- 2019 yılları arasında trafik kazalarının en az 6 katı kadar ölümün engellenebileceğini gösteriyor.,

Hem iklim değişikliğine hem de reaksiyona girerek solunduğu zaman hava kirliliğine neden olan bu kirleticilerin hepsinin nedeni ise sanayi, ulaşım, enerji gibi faaliyetler için kullanılan fosil yakıtlar. İklim değişikliği ile mücadele aynı zamanda temiz hava hakkını da savunmak demektir, bu yüzden hükümetler tarafından acilen birlikte ele alınması gerekiyor.”

‘FOSİL YAKITLARIN TERK EDİLMESİ GEREKİYOR’

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi eski Genel Sekreteri ve Küresel İyimserlik (Global Optimism) girişiminin kurucu ortağı Christiana Figueres’in rapora ilişkin yaptığı değerlendirme ise şöyle: “Bu rapor, fosil yakıtları terk etmek ve daha temiz, daha yeşil büyüme modeline geçmek üzere küresel ölçekteki çabalarımızı hızlandırmamız gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Bu amaçlara ulaşmak için Paris Anlaşması bize yol gösteriyor. İklim değişikliğinin hızla katlanan etkilerinden kaçınmak için ihtiyacımız olan her adım gerçekleştirilebilir nitelikte. Ancak buna yönelik atılacak adımlar, etkilerden çok daha hızlı şekilde hayata geçen çözümlerle ve 2030 yılına kadar küresel emisyonları yarıya indirmeye bağlı. 26. Taraflar Toplantısı karar anı olacak.”

KÜRESEL ISINMA HEDEFİ 1,5°C İLE SINIRLANMA HEDEFİ

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinde, Taraflar Toplantısı’nın başkanlığını yürüten Alok Sharma, bilimin, iklim krizinin etkilerinin tüm dünyada görüldüğünü ve bugün harekete geçilmediği durumda bu krizin en olumsuz etkilerinin doğal yaşam alanlarında görülmeye devam edileceğini gösterdiğini belirterek, “Tüm ülkelere, hükümetlere, iş dünyasına ve toplumlara mesajımız, iklim değişikliğinin gidişatında belirleyici olan önümüzdeki on yılda, kararlarınızı bilime dayalı ve küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefini canlı tutmak üzere olan sorumluluğunuzu benimseyecek şekilde verin” dedi.

‘KÖMÜRE DAYALI ELEKTRİK ÜRETİMİ SONLANMALI’

Sharma, “Bunu hep birlikte başarabiliriz. Başarının temelinde, yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyon hedefine dayalı yol haritasına sadık kalmak, 2030 yılına dair iddialı emisyon azaltım hedefleri taahhüt etmek ve uzun vadeli stratejileri öne çıkararak, kömüre dayalı elektrik üretimini sonlandırmak, elektrikli araçların piyasaya sürülmesini hızlandırmak üzere harekete geçmek, ormansızlaşmayla mücadele etmek ve metan emisyonlarını azaltmak yatıyor” görüşünü dile getirdi.

STRATEJİK EYLEMLERİN HAYATA GEÇİRİLMESİ ZORUNLU

BM İklim Eylemi ve Finans Özel Temsilcisi Başkanı Mark Carney de konuyla ilgili şu görüşleri paylaştı: “IPCC’nin değerlendirmesi, iklim krizinin ölçeğini ve buna yönelik politika ve stratejik tepkileri anlamak için kritik önem taşıyor. Bu kapsamda politika, iş ve finans dünyasının vereceği kararlarının yönü, dünyanın hızla azalan karbon bütçesi gerçeğine ve insanlık ve gezegene yönelik hızla artan fiziksel riskleri de içerecek şekilde olmalı ve bilime dayanmalıdır. IPCC raporu, kurulların mutlaka okuması gereken bir rapordur. Bu raporun sonuçları, acil stratejik eylemlerin hayata geçirilmesinin zorunlu olduğunu gösteriyor.”

KAYNAK : https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2021/08/09/freni-patlamis-bir-otobuste-hizla-ucuruma-gidiyoruz/?fbclid=IwAR3RC-FYEKI8txVyffr3yCK1vCqXkAfTJ-UOzokjygppKwZtcM8YVuRdgSI

HABER: BÜLENT ÖZGEN

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial