Yangına 5 maddelik reçete!

Küresel iklim krizi kendini orman yangını, sel, dolu ya da biyolojik zararlar şeklinde gösteriyor. Bir kere ana sorunun dengeleri bozulan iklim olduğunu belirtmekte fayda var. Burada, enerji üretimi, ısınma ve ulaştırmada fosil yakıtların kullanımına son vermek. İhtiyacı kadar üreten ve tüketen bir dünya kurmak yegane çaremiz. Bu da tüm devletlerin katılımıyla gerçekleşebilir. Biz, Türkiye olarak inanç ve kültürümüz çerçevesinde diğer ülkelere örnek olacak şekilde her alanda ‘çevreci’ olmalıyız. Bugün iklim konusunda Türkiye’nin tutumu; “Ben fakirim, tedbir alamam. Paris İklim Anlaşmasını onaylamam’ şeklinde özetlenebilir.

Mesela iklim krizi sebebiyle artan böceklerin her yıl ormana verdiği zarar, yangınlardan çok daha fazla…

Bu genel çerçeveden sonra yangınlara dönecek olursak çevre haberciliğine başladığım 1990’ların başından itibaren çok sayıda orman yangını takip ettim. Hemen her yangında ‘ateş düştüğü yeri yaktı’. Can ve mal kayıpları yaşandı. Afetlerin ardından mal kayıplarının giderilmesi ve yeniden ağaçlandırma büyük ölçüde giderildi. Cumhuriyet tarihinin ne büyük yangınlarından biri 31 Temmuz 2008’de Antalya-Alanya arasında o güne kadar ki en büyük yangınlardan biri meydana geldi.  5 gün içinde resmi rakamlara göre 20 bin hektar orman yandı. 17 can kaybı yaşandı.

O günlerde sahada yine bugünkü gibi havadan müdahale araçlarının yetersizliği ve gece görüşlü uçakların eksikliği hissedildi.  Yazılar yazıldı. Uzmanlarca seslendirildi.

Gece uçabilen 20 uçaklık filo öneriliyor

Benim bir gazeteci olarak sahada müşahede ettiğim en önemli tedbir eksikliği yerleşim yerlerinin ormanla arasında güvenli bir tampon bölge bulunmamasıydı.  En fazla can kaybının yaşandığı ve hemen hemen tüm evlerin yandığı Karataş Köyü’nde, daha önceki yıllarda Orman Genel Müdürlüğü’nün, kendilerine ekipman vererek köyün etrafındaki sap, saman ve çalı temizliği yaptırdığını anlattılar. Daha sonra ormancılarla halk arasındaki bu işbirliği ve diyalog kesilmiş.

Bu yangından sonra dönemin Orman Genel Müdürü ile geniş bir röportaj yaptım. Genel Müdür, 1 yangın helikopteri ve 5 uçakla yangına müdahale ettiklerini belirtti. Yangına müdahale aracını helikopter olarak gördüklerini uçakları ikincil destek güç kabul ettiklerini söyledi.  

Yangının ardından Ocak 2019’da Antalya’da Orman Yangınlarıyla Mücadele Sempozyumu düzenlendi. 37 akademisyen, 13 araştırmacı, 65 sivil toplum örgütü ve 190 kamu kuruluşunun temsilcisi katıldı

Sonuç bildirgesinde; orman yangınlarının iklim değişikliği sonucu müdahalenin giderek daha da güçleştiğine vurgu yapıldı. Bu tespitin ne kadar haklı olduğunu bugünlerde acı bir şekilde yaşıyoruz.

Yerleşim yerlerinin etrafında tampon bölgeler oluşturulması gerekiyor

Sonuç Bildirgesinde; yangına dayanıklı türlerin bir zon olarak kolay yanan türlerin etrafına dikilmesini öngören Yangına Dayanıklı Orman Projesi’nin en geniş anlamıyla uygulanması, mahalli idarelerin sorumluluğunun belirlenmesi, çiftçilerle, jandarmayı karşı karşıya getiren anız yasağının kaldırılması, orman teşkilatının nezaretinde yerleşim yerleri etrafında anız yakılması ve tampon bölge oluşturulması yer aldı.

Bu yazının özeti şu: Yangını önleme reçetesi ana hatlarıyla şu 5 maddeden geçiyor.

Gece görüş yeteneği olan en az 20 uçak ve 50 helikopterden oluşan hava müdahale gücü kurulması.

Belediyelerin, yangınla ilgili görev, sorumluluklarının belirlenmesi. Orman Genel Müdürlüğü ile işbirliği yapacakları konuların açıkça ortaya konulması

Orman Genel Müdürlüğü, halk işbirliğine dair işleyen mekanizma kurularak yerleşim alanları etrafında tampon yangın bölgelerinin vatandaşın gönüllü katılımı ve kontrolü ile oluşturulması.

Yangın davranış senaryolarının bilimsel olarak çıkarılması, uyru, insansız hava aracı ve uzaktan algılama yöntemleriyle yangınların erken tespiti.

Alternatif yangın söndürücü sistem ve kimyasallarının geliştirilmesi. Bürokrasiye takılmadan yenilikçi şekilde uygulanması.

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial