Döviz kıtlığının faturası ormanlara kesildi (!) Milli Parklarda bile hızar sesleri

Gürhan Savgı’nın yazısı:

Türkiye Çevre Platformu (TÜRÇEP), pandemi döneminde çok yararlı ‘online toplantılarla’ kamuoyunu bilgilendirip, çevre mücadelesini canlı tutuyor.  Bu toplantıların Doğu Karadeniz Çevre Platformu (DOKÇEP) tarafından dün gece düzenlenen sonuncusunda Düzce Orman Fakültesi’nden Doç. Fatih Temel; “Ekmekten Çiçeğe ve Ormana Doğa Koruma Aracı Olarak Bitki Islahı” konulu bir sunum yaptı.  Temel ormanların biyolojik çeşitlilik ve sürdürülebilirlik için bir sigorta görevi üstlendiğini anlattı. Ormanlar, biyolojik çeşitlilik süreçlerinin tanımlanabileceği, gelecekte yapılacak bilimsel çalışmalar için süreç dinamiklerinin en iyi gözlemlenebileceği alanlar.

Ormanların, hayat için kritik önemi anlatılırken bugünlerde Anadolu ormanlarında yoğun kesimlerin Orman Genel Müdürlüğü eliyle sürdürüldüğüne dair çok sayıda şikâyet geldi. Üstelik kesimler erozyona yol açabilecek 30 derecenin üzerindeki yamaçlara ve milli parklarda dahi sıçradı. Adeta dere, tepe süren ve talan boyutuna ulaştığı yorumları yapılan kesimlerin ülkemizdeki orman alanlarının sadece yüzde 1,3’ünü oluşturan bu korunan alanlara sıçraması baskının çok büyük olduğunu gösteriyor. 4 yıl önce 18,5 milyon m3 olan üretim 40 milyon m3 e dayanmış durumda. Bu durumun sebebi döviz artışı sebebiyle sektöre hammadde sağlamak. Diğer bir değişle ekonomideki kötü gidişin faturası ormanlara çıkıyor.

Feryat eden katılımcılar, müdahale etmek istediklerinde kolluk güçleriyle karşı karşıya kalmaktan yakındı. Oysa Anayasa her vatandaşa çevreyi koruma ve geliştirme görevi veriyor.  

Toplantıya katılan Türkiye Ormancılar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Özer, son seneler bu kadar artan ve talan boyutuna ulaşan kesimlerin içyüzünü anlattı:

Avrupa ülkeleri kendi doğal varlıklarını korumak için orman ürünleri sektörünü Türkiye’nin de aralarında olduğu 3. Dünya ülkelerine devir etti. Tıpkı demir çelik, çimento, balıkçılık gibi sektörlerde olduğu gibi. 1980’lerde balıkçılığa öyle destek verildi ki av-avcı dengesi bozuldu. Sonunda devlet, balık stoklarını korumak için balıkçı teknelerini ödeme yaparak geri almaya başladı. Benzer bir durum orman ürünleri sektöründe yaşandı. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ucuz orman emvali ithal edilmeye başladı. Buna bağlı olarak mobilya başta olmak üzere diğer orman ürünleri sektörü plansız bir şekilde büyüdü. Avrupa’da 1. Sıraya yerleşti. Son senelerde dövizin aşırı artışı bu sektörü hammadde maliyeti konusunda zora soktu. Orman Genel Müdürlüğü hammadde üretimini artırması yönünde ağır baskı altında kaldı.

Ülkemiz ormanlarından yapılan odun üretimi 2017 yılında 18,5 milyon m3’ken, 2020 yılına kadar 10 milyon m3 attırılarak 28,5 milyon m3‘e ulaşmıştır. Yani sadece son 4 yıl içinde %53,6 oranında artmıştır. Bu kısa süre içinde yakacak odun üretiminde, %23,8’lik bir artış görülmüşken, sanayi odun üretimi %59,5 artmıştır.  Bu yıl ki üretimin 40 milyon m3 e yaklaştığı tahmin ediliyor.

Ormancıların verdiği bilgiye göre Orman Genel Müdürlüğü, orman endüstrisine ucuz hammadde sağlamak amacıyla odun üretimi miktarını artırmak için dikili ağaç satışı, endüstriyel plantasyon, orman bakımı, olağanüstü üretim gibi yöntemlere başvurulmaktadır. Bu yöntemler aslında ormancılık ilkelerine aykırı birçok uygulamayı içinde barındırıyor. Odun üretimindeki aşırı artışın gerçek nedenleri bu şekilde perdelenmeye çalışılıyor.

Bu yöntemler yeterli olmamış olmalı ki bunlarla yetinilmeyerek, doğal ekosistemlerdeki biyolojik çeşitliliğin sürekliliğinin sağlandığı en önemli alanlar olan milli parklarda yeni yapılan amenajman planlarıyla odun üretimi için etalar (kesilmesi planlanan odun miktarı) verilmeye başlandı.

Eldeki bilgilere göre eta verilen milli parklar ve yıllık üretim miktarları şöyle;

Köprülü Kanyon Milli Parkı’nda 9.477 m3,

Termessos Milli Parkı’nda 176 m3,

Beyşehir Milli Parkı’nda 5.703 m3,

 Kızıldağ Milli Parkı’nda 9.520 m3

 Kovada Milli Parkı’nda 948 m3

Beyşehir Gölü Milli Parkı ve Kızıldağ Milli Parkı Amenajman Planları 2021 yılında onaylanmıştır. Bu alanların amenajman planlarında son hasılat etasının belirlenmiş olması çok olumsuz bir tablo ortaya çıkarıyor.

 Üretim ormanı değil de, korunan alan olarak yönetilmekte olan bu alanların odun üretimi mantığı ile planlanmış olması korunan alan yönetimi anlayışına hem hukuki, hem de bilimsel açıdan uygun bulunmuyor.

Ekosistem çeşitliliğinden gen çeşitliliğine kadar tüm canlı unsurların henüz daha tam olarak bilinmediği milli parklar ülkemiz orman alanlarının sadece %4’ü (907.500 hektar) kadar bir alanı kaplıyor. Milli parklar içinde yer alan ormanların toplam orman alanına oranı ise sadece %1,3 (304.000 hektar).  

Sağduyulu bilim ve meslek insanları, Milli parkların sermayeye ucuz hammadde sağlamak için gözden çıkarılması kesinlikle kabul edilemez buluyor.

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial