Kelepir orman!

6831 Sayılı Orman Yasasına 7139 Sayılı Yasa ile eklenen Ek 16. Madde, Anayasa’nın 169. maddesine açıkça aykırı olarak bazı orman alanlarının orman sınırları dışarısına çıkarılmasına olanak biliniyor.

Milletvekilleri Engin Altay, Özgür Özel ve Engin Özkoç ile birlikte 126 milletvekili daha bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulundu (Esas Sayısı: 2018/104). Ne var ki Anayasa Mahkemesi 16.7.2020 tarih ve 2020/39 sayılı kararı ile yasanın Anayasa’ya uygunluğu yönünde karar verdi.

Rant yönetmeliği

Yaklaşık bir hafta önce, 7 Ocak 2021 tarihinde yapılan bu yasa değişikliğinin, yani Ek 16. Maddenin nasıl uygulanacağına dair bir yönetmelik yayınlandı.

Bazı orman alanlarının orman sınırları dışarısına çıkarılması öylesine acil olmalı ki, daha yasa maddesinin nasıl uygulanacağını açıklayan yönetmelik çıkarılmadan, önce Temmuz 2018 yılında bir Bakanlar Kurulu Kararı[1] ve ardından da Kasım 2020’de iki ayrı Cumhurbaşkanı Kararı[2] ile 6 milyon metrekareye yakın orman alanı orman sınırları dışarısına çıkarıldı. Aşağıda orman sınırları dışarısına çıkarılan alanları bir tablo halinde topluca gösterelim.

Tablodan da rahatlıkla görülebileceği gibi, orman sınırları dışarısına çıkarılan alanların tamamı Batı illerinde ve muhtemeldir ki arazi rantının yüksek olduğu bölgelerde yer alıyor. Şimdi yönetmelik de çıktığına göre, orman sınırları dışarısına çıkarma uygulamasının yaygınlaşıp hız kazanacağını tahmin etmek hiç de zor değil.

Nereler orman sınırları dışarısına çıkarılıyor?

Yönetmelik deyip durdum sürekli. Peki, ne diyor bu yönetmelik? Aslında 6831 Sayılı Orman Yasasına 2018 yılında eklenen Ek Madde 16’dan farklı bir şey söylemiyor nerelerin orman sınırları dışına çıkarılacağına dair.

İsteyen yönetmeliğin tamamını verdiğim bağlantıdan okuyabilir. Ama ben size yönetmeliğin orman sınırları dışarısına çıkarılmasına olanak tanıdığı alanların neler olduğunu, yine yönetmelikten bire bir alıntıyla aktarayım:

  1. Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında hiçbir yarar görülmeyen ve tarım alanına dönüştürülmesi de mümkün olmayan yerler,
  2. 7139 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 28.4.2018 tarihi itibari ile üzerinde yerleşim yeri bulunan yerler,
  3. Yerleşim yeri oluşturulması uygun olan taşlık, kayalık, verimsiz ve fiilen orman vasfı taşımayan yerler.

Kısaca ve net bir şekilde üç maddeye üç maddeyle yanıt verelim:

  1. Türkiye’de bilimsel açıdan orman olarak muhafazasında yarar bulunmayan bir karış vatan toprağı bulamazsınız. Tersine, bilimsel olarak ormana dönüştürülmesi gereken milyonlarca hektar alan vardır esas olarak.
  2. Üzerinde yerleşim yeri oluşmuş orman alanları suç işlenmiş alanlardır. Orman alanlarının üzerinde yerleşim yerleri oluşturmak, o alanlardaki ağaçları ve bitki örtüsünü tahrip edip binalar yapmak yasal olarak suçtur. Bu suç(lar) oluşurken halk adına ormanı korumak, yasayı uygulamakla yükümlü olan devlet, ormancılık teşkilatı, kolluk kuvvetleri ne yapmıştır? Bu işgallere neden göz yumulmuştur? Hukuk devletinde yapılması gereken, suç işlenmesine izin verilmemesi, halkın ormanının korunması; bir şekilde suç işlenmişse de suçlunun cezalandırılması ve alanın tekrar ormanlaştırılmasıdır. Oysa yasa ve yönetmelik suçluyu ödüllendirmekte, ormanın gerçek sahibi olan halkı cezalandırmaktadır.
  3. Orman içinde ya da bitişiğinde bir alanın taşlık, kayalık olması, üzerinde ağaç ya da bitki örtüsü olmaması o alanın fiilen orman vasfı taşımadığını göstermez. Gösterse gösterse bu düzenlemeyi yapanların başlangıç düzeyi ekoloji biliminden bile haberdar olmadıklarını gösterir. Milyon kere söyledik, gerekirse milyar kere daha söyleriz; orman yalnızca ağaçlardan meydana gelmez. Orman bir yaşam bütünlüğüdür ve bu bütünlüğün içinde taşlık, kayalık alanların, açıklıkların da ekolojik dengenin bir unsuru olarak telafisi mümkün olmayan işlevleri bulunmaktadır.

Diğer yandan, şunu da eklemek gerekir. Hem Ek Madde 16’da hem de yönetmelikte orman sınırları dışarısına çıkarılan alanların iki katından az olmamak üzere Hazine mülkiyetindeki arazilerin Orman Genel Müdürlüğüne verileceği de yazılı.

Hassas hesaplamalar yapılarak, gerçekten de Orman Genel Müdürlüğüne orman sınırları dışarısına çıkarılan alan miktarının iki katı arazi verildi. O zaman sorun çözülmüş mü oluyor? Hayır. Çünkü;

  1. Bir yerde bozulan orman ekosisteminin olumsuz sonuçları bir başka yerde oluşturulacak orman ile telafi edilemez.
  2. Yeni alanlarda orman oluşturmak, o alanın ekolojik özelliklerine göre belki hiç mümkün olmayacak belki de on yıllar, hatta yüzyıllar sürecektir.
  3. Orman kurulabilecek uygun alanlarda orman kurmak zaten devletin anayasal görevidir. Bunun için orman alanlarının orman sınırları dışarısına çıkarılması gerekmez. Devlet anayasal görevini yapmak için koşul öne süremez veya bu işi başka bir işin karşılığı olarak yapamaz.

Özelde ormanlarımıza genelde doğamıza saldırılar dalga dalga çoğalıyor. Toprağı, havayı, suyu, ağacı, hayvanı; kısacası yaşamı savunanlara terörist bile denilebiliyor. Varsın denilsin.

Biz onlara, yani toprağa, havaya, suya, ağaca, hayvana nasıl muhtaçsak şimdi onlar bize muhtaç. Onlar bizi bugüne kadar nasıl sarıp koruduysa şimdi bizim onları sarıp korumamız gerekiyor. Ve çok da zamanımız kalmadı. Umutsuzluğa kapılmadan, fakat azim ve kararlılıkla savunmalıyız küçücük bir parçası olduğumuz yaşamı.

KAYNAK : https://yesilgazete.org/kelepir-orman/#_ftn3-Cihan Erdönmez

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial