‘Milli Hava Yangın Filosu’ sözü 11 yıldır ‘yerde’ kaldı

Antalya Serik’e bağlı Karabük köyü, 31 Temmuz 2008’de yüksek gerilim hattından başlayan yangın Alanya’ya doğru yayıldı. 5 gün Türkiye’nin en büyük yangınlarından biri sonucu 14 bin hektar orman yandı. İki vatandaşımız yaşadıkları köyde evlerinin içinde hayatını kaybetti.
Bu yangının ardından yapılan çalışmaları fikri takip uyarınca araştırdım, haberleştirdim. Dönemin Orman Genel Müdürü ile yaptığım röportajda yörede Yangına Dayanıklı Orman Projesiyle (YANDOP) ağaçlandırılacağı, projenin yangına karşı hassas diğer bölgelerde de uygulanacağı ifade edildi. Konu döndü dolaştı yangına müdahalenin en etkin aracı helikopter ve uçaklara geldi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hava aracı alımı talimatıyla ilgili sorduğum soru üzerine Genel Müdür şunları söyledi:” Türkiye’nin arazi şartları bize havadan müdahale aracının helikopter olması gerektiğini gösterdi. 1995’ten beri hava aracı kullanıyoruz. Bu kadar yıllık tecrübemiz hava aracımızın helikopter olması gerektiğini gösterdi. Biz amfibik uçakları helikopterlerden sonra ikinci takviye gücü olarak düşünüyoruz. İlk etapta, Başbakanımızın verdiği talimat çerçevesinde 20 uçak ve helikopterin alınması için çalışmalar sürdürülüyor.
Aslında bugün İzmir yangınından sonra tartışılan THK’nin elindeki uçaklar mı? Yoksa helikopter mi? tercihinin o günlerden verildiği gözleniyor.

Erdoğan talimat vermişti

2008’de o acıklı Antalya yangınından sonra sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın orman yangınlarıyla mücadele için 20 hava aracı alımı yapılacağına dair açıklaması Çevre ve Orman Bakanlığının çıkardığı ‘Çevre ve İnsan Dergisinin ‘ 2008/3 – 74 sayısında da duyurulmuştu.
Aradan 11 sene geçmesine rağmen yangınla mücadelede ‘kiralık hava araçlarından’ kurtulunamadı. Bugün Türk Hava Kurumu’nun elinde olan 3 yangın söndürme uçağının da o gün alındığı görülüyor.

Mevzu orman ise maliyet hesabı yapılmaz

Aslında ormanları korumada iş ormana bakış açısından geçiyor. Ormana ‘mühendislik’ olarak bakan. Ormanı ‘işletilecek’ bir meta olarak gören zihniyetten bahsediyorum. Bazı korunması gereken maddi ve manevi değerler var ki bunların işletmesi, mühendisliği, ticareti olmaz. Misal namusun, şerefin, vatan sevgisinin nasıl ticareti olmazsa ormanı, suyu, çevreyi korumanın da bu manada ele alınması çok büyük bir insanlık ayıbıdır. ‘Orman işletmesi’ tabelalarını bir de bu gözle okuyun.

Ormanı ‘işletme’ gören anlayışın değişmesi gerekiyor.


Ormanı yangınlardan koruyacak ‘milli hava filosunun’ kurulamaması da bu konuya bir mühendislik olarak bakılmasında saklı. Uzun vadeli bakım, personel vs.. hesaplandığında belki kiralamadan kağıt üzerinde daha düşük bir maliyet görülebilir. Ancak korunması değeri önemsediğiniz ve olağan üstü durumlarda bu milli hava filosu ile hesap edilemeyecek yararlar sağlanacağı da gözden uzak bulundurulmamalıdır.
Bir an önce gece görüşlü ve yeterli sayıda milli bir hava söndürme gücü artık şarttır. Bu gerçekleşirse henüz tutulmayan 11 senelik söz de yerde kalmamış olur.
Yiğidi öldürüp, hakkını da yememek lazım. Her şeye rağmen orman teşkilatı, Türkiye’nin en köklü ve en iyi işleyen teşkilatlarından biri. Biraz daha ormana ‘işletilmeyecek’ bir değer olarak bakan, halk ile işbirliğine ağırlık verirse çok değerli personeli ile dünyaya örnek teşkil edebilecek bir kapasitesi bulunuyor.

2008’de yanan alan resmi açıklamaya göre 14 bin hektar. Bağımsız uzmanlara göre 20 bin hektarın üzerindeydi.

2008’de neler olmuştu

Antalya Serik’e bağlı Karabük köyü, 31 Temmuz 2008’de mevsim normallerine uygun olarak en sıcak günlerinden birini yaşıyordu. Geceye doğru kuzeyden esmeye başlayan sert poyraz köylüleri biraz olsun serinletmişti. Bunalan rahatlatan bu rüzgar, aslında büyük bir felaketin tetikleyicisi olacaktı. Rüzgar, sıcak havanın etkisiyle sarkan elektrik tellerinin kısa devre yapmasına sebep oldu. Köylüler bundan sonra yaşananlara şahit oldu. Ormanlık alanda birden şimşeği andıran bir parlama oldu. İşte bu kıvılcım, 5 gün 5 gece süren ve Türkiye tarihinin en büyük orman yangınlarından birinin başlangıcı oldu. O günlerde çok şey yazıldı söylendi ama çıkarılan dersler de verilen sözler de unutulup gitti. Bilanço ise ağırdı: 14 bin hektar alan kül oldu. Burada 15 milyon civarı kızılçam yandı. Çok sayıda hayvan telef oldu. En acısı ise tamamen yanan Karabük Köyündeki 2 can kaybıydı. evlatlarını ‘baş göz eden’ dünürler Osman Kahya (64) ve Ali Deniz (71) ateş arasında kaldı.

Ormancı – halk işbirliği geliştirilmeli

Tanıklar yangına müdahale için gelen 3 arazözü tüm ısrarlarına rağmen köye getiremediklerinden şikayet ettiler. Belki bir arazöz dahi köyü kurtaracaktı. O günlerde bir hafta yangın mahallinde kalarak yaşananları kamuoyuna duyurmaya çalıştım. Köylülerle konuştuğumuz da en büyük eksiklik Orman Genel Müdürlüğü ile yerel halkın işbirliğinin yeterli seviyede olmamasıydı. Yangından önceki geçmiş dönemlerde köylerde yangınla mücadele gruplarının tesis edildiğini, bu gruplara yerleşim yerlerinin çevrelerindeki ateşin sıçramasını sağlayan ot, örtü vs… gibi arazi temizliği yaptırıldığını öğrendim. Bu uygulama daha geliştirilseydi belki bu yangında iki can kaybı yaşanmayacaktı. Yerleşim birimi odaklı gönüllü grupların malzeme ve ücretle destekleyecek organizasyonlar ne yazık ki ihmal edilmişti. Bu tespitimi dönemin Bakanı başka olmak üzere Orman Genel Müdürlüğü bürokrasisiyle paylaştım. Ancak klasik bürokrat tepkisiyle yangınla mücadele ne kadar başarılı olduklarına dair karşılık aldım. Dinlemek istemiyordu. Bu yangının akabinde Antalya’da düzenlenen Orman Şurasında da halkla işbirliği pek gündeme gelmedi.

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial