Ömrü toprağını savunmakla geçen Bergama köylüsünden Kazdağlarına mesaj var:

Ufak, tefek paraya kendini satan olmasın. Bir gün olur dolar, altın yenmez ama çevreye ihtiyaç var.

Bergamalı köylüler, Ovacık’taki altın madenine karşı uluslararası çapta ses getiren 700 civarında eylem yaptı. Tahsin Sezer de bu eylemlerin hemen hepsine hiçbir karşılık beklemeden katılan duyarlı bir yurttaş. ‘Ayak basmadık yer bırakmadık’ diyen Çamköy’den Tahsin Sezer, maden şirketinin verdiği sözleri tutmadığını anlatıyor: ” Madeni kurarken her ay suların düzenli suların tahlil edileceğini, periyodik sağlık taraması yapılacağını taahhüt ettiler. Hiçbiri gerçekleşmedi.”. Çamköy’de 1997’de inşa edilen Bergama altın madenine karşı hareketin sembolü olan 17 Köy Kitabesi önümde konuşan Sezer, mücadele geçmişinden örnekler verdi. Kazdağı coğrafyası başta olmak üzere altın, gümüş, bakır gibi metalik maden işletmesi kurulacak yerlerdeki insanlara tavsiyelerde bulundu:

Çamköy 17 Köy Kitabesi önünde (sağdan sola) Gürhan Savgı, Tahsin Sezer, Bergama Çevre Platformu Başkanı Erol Engel.

Sezer, vahşi kapitalizmin hiçbir şeyi dinlemediği tespitinde bulunarak şunları söylüyor: ” Herkes çevresine sahip çıkacak. Ufak, tefek paraya kendini satmayacak. Bir gün olur dolar, altın yenmez ama çevreye ihtiyaç var. Ortadoğuda da para çok ama içmeye su yok. Bu memleketin kıymetini bilelim sahip çıksın herkes. Biz yapamadık görevimizi gelecek nesiller yapsın. Allah’ın yanında mı olur, tarih mi yazar bir gün hakkımızı verir. Karşılık beklesek karşı safta olurduk. Para oradaydı. Ama pişman değilim”.

Bergama Çamköy’de çeyrek asır madene karşı mücadale eden Tahsin Sezer, Kazdağı için uyarıda bulunuyor.

17 KÖY KİTABESİ
Üzerinde durduğunuz bu topraklar, Pınarköy, Kurfallı, Bozköy, Sarıdere, Eğrigöl,
Ovacık, Çaltıbahçe, Narlıca, Çamköy, Tepeköy, Yalnızev, Küçükkaya, Süleymanlı ve Aşağıkırıklar köylülerine aittir.
Bu topraklar yediverendir. Ovasında kar gibi pamuk, altın gibi buğday, kehribar gibi tütün, dağlarında vakur çam ve meşeler, derelerinde serin çınar gölgeleri uzanır.
Eteklerindeki zeytin ağaçları tarihle yaşıttır.
Narına, üzümüne doyamazsınız; tatmadan dönmeyiniz.
Topuğunu yere vursan gürül gürül su çıkar.
Şifalıdır, aklı düzeltir, bedene sağlık verir.
Topuğunu biraz daha sert vurursan yeryüzüne türlü maden saçılır. Zenginliktir.
Kleopatra’nın güzelliğinde buraların çamuru var.
Pergamon kağıdı buralıdır; kralları dolaştı, antlaşmaları mühürledi, sevgi, sözleri taşıdı ve gümüş sandıklarda saklandı.
Onların kütüphanesini İskenderiyeliler yüzyıllarca okudu, heykeltıraşlarını, heykellerini, tiyatroları.
Burada yaşayanlar dürüst, çalışkan insanlardır, başka topraklarda gözleri yoktur.
Konukseverdirler. Konuklarında din, dil, ırk cinsiyet, milliyet ayrımı yapmazlar.
Dostlarını da düşmanlarını da unutmazlar. Barışseverdirler.
Aç gözlü Avrupalıların, Amerika yerlilerine altın için neler yaptıklarını yeni duydular.
Şimdi onlar, her akşam topraklarıyla, hayvanlarıyla, ağaçlarıyla ve birbirleriyle vedalaşarak yatıyorlar ama uyuyamıyorlar.
Hayata karşı altın diyen aç gözlü Avrupalıları sevmiyor, onları konuk saymıyor ama diğer Batılıları hemşehri sayıyorlar.
Altını biliyorlardı ama siyanürü yeni öğrendiler; özenle taşıdıkları altınlarını, siyanürü öğrenince yere attılar.
Onlar buğdayın, ayçiçeğinin, tütünün sarı altın; pamuğun beyaz altın, zeytinin siyah altın olduğunu biliyorlar.
Onlar, buralardan gidip kaybolmak ya da burada kalıp ölmek istemiyorlar.
Onlar bu sıralar hayli öfkeli.
Siyasi umut tacirlerinin ilgisizliğine kızgın.
Karagün dostlarının duyarsızlığına kırgın.
Onlar bu sıralar hassaslar.
Bir bakışta dostu düşmanı ayırıyorlar.
Dost olarak geldinse onlarla tanış, onları dinle, onlarla uzun uzun konuş.
Dost değilsen hemen buradan uzaklaş.
Bu insanlar hayatı ve hayatları olan doğayı çok seviyorlar.
Onlar bilirler ki; ölüler altın takmaz.
Biz bu insanları böyle gördük; böyle tanıdık; böyle anladık ve böyle yazdık…
18 Mayıs 1997
Bergama

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial