Kazdağı’nın önemi nedir. Neden Kazdağı bir bütündür?

Kazdağları bölgede araştırma yapan bilim insanlarının ittifakıyla coğrafyası, tarihi, flora ve faunasıyla bir dünya mirası. Coğrafya, bitki ve toprak yapısı sebebiyle dünyada en fazla oksijen üreten yerler arasında görülüyor.

Bölgeyi tehdit eden sorunlar arasında, turizm ve bağlı olaylar, kaçak bitki ticareti, yangın tehdidi, konut yapımı, Çan Termik Santrali, madencilik sayılmıştır¹ (Gül ve arkadaşları, 2006)

Türkiye, dünya üzerindeki sekiz önemli Gen Merkezi’nden iki tanesini içine almaktadır. Bu kapsamda Kaz Dağları Bölgesi Dünya Bankası Çevre Fonu (GEF) desteği ile yürütülmüş Genetik Çeşitliliğin Yerinde Korunması Projesi için pilot bölgelerden biridir. ² (Özdoğru ve arkadaşları 2007)

Biyolojik çeşitlilikte yaşanan kayıpların yeni türlerin oluşumuyla dengelenemeyeceği, yeni bir türün oluşması için 2 000 ile 100 000 kuşağın geçmesi gerekliliği gibi oldukça uzun bir süreçten bahsedilmektedir. Kaz Dağları Bölgesi’nde elde edilen bulgularda dikkate alındığında ülkemiz için “Önemli Bir Biyolojik Çeşitlilik Alanı” olduğu görülmektedir. Nitekim bölge ÖBA (Önemli Bitki Alanı) olarak ilan edilmiştir.

Biga Yarımadası

 

Çanakkale İli ve Kaz Dağları Bölgesi çok özel bir birikime sahiptir. Bu bölge bir ucu Edremit’ten başlayıp, körfez hattı boyunca Akçay, Güre, Altınoluk, Küçukkuyu, Ezine, Bayramiç, Yenice, Çan’dan, Gönen, Bandırma’ya kadar geniş bir coğrafyadır.
Kazdağı, Biga Yarımadasının Güneydoğusunda, esas ekseni Ayvalık/Balya yönünde olan, Çanakkale ve Balıkesir il sınırları içindeki Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yükselen izole olmuş morfolojik kitledir. Kazdağı, dağ ekosistemi olması yönüyle kazandığı son derece hassas ve önemli doğal güzelliklerinin yanı sıra, tarihi, mitolojik ve kültürel
kaynak değerleri ile dünyada belirlenen önemli doğa alanları kategorisinde de yer almaktadır.

Kazdağı ve yöresi, bereketli toprakları, sulak alanları, yer üstü ve yeraltı zenginlikleri, uygun iklim koşullarından dolayı binlerce yıl boyunca yerleşim alanı olarak kullanılmıştır. Bu zenginliklerinden dolayı saldırıya
uğramış ve yağmalanmıştır. Tarih boyunca göç almıştır ve almaya da devam etmektedir. Bu hareketlilik nedeniyle, bölgede kültürel, ekonomik ve sosyal canlılık sürekli var olmuştur.  Kazdağı, Biga Yarımadası’nın güneydoğusunda, esas ekseni Ayvalık/ Balya yönünde olan, Çanakkale ve Balıkesir il sınırları içindeki Edremit Körfezi’nin kuzeyinde yer almaktadır. 39°30’-39°50’ kuzey enlemleri  ve 27°15’-27°35’ doğu boylamları arasında kalan Kazdağları
masifi Biga Yarımadası’nın güneybatı kısmında, doğu-batı yönünde uzanmaktadır. Alan batıda Ayvacık ve Ezine ile Çanakkale – İzmir karayolu ile sınırlanmaktadır.

İlgili disiplinlerin bilgilerine göre, bölgedeki yeryüzü şekilleri ve drenaj sistemi tektonizma (yer kabuğunun çeşitli nedenlerle oluşturduğu kırık, kıvrım, deformasyon vb yapılar) denetiminde gerçekleşmektedir. Dikkat
çeken morfolojik unsurlar arasında en belirgin olanı kuzeyde Saros Körfezi ve Güneyde Edremit körfezidir. Bunlar sahil çizgisi ile birbirlerine birleşirler. İki büyük denizi birbirine bağlayan Çanakkale Boğazı çizgisel ve dik yarlarla sınırlanmıştır ve sığ bir deniz yoludur. Kazdağı’nın farklı yamaçlarının yüzey şekilleri asimetriktir. Güney yamaçları
diktir, kuzey yamaçları ise daha tatlı bir yüzey şekli sergilemektedir. Dikgüney yamaç üzerindeki akarsu aşındırması ile oluşan yer şekilleri ise henüz gelişimini tamamlamamıştır. Kazdağı’nın her iki yamacını da kesen vadiler boyunca baş yukarı aşındırma özellikle güney yamaçta henüz başlangıç aşamasındadır. Kazdağı, platoda yer alan akarsuların
önünü kapatıp, onların denize kısa yoldan ulaşmasını engelleyen bir set görünümündedir. Bunun sonucu olarak, drenaj ağı batıya, Ege Denizine doğru yönelmiştir. Bu yönde uzanan birçok nehir; örneğin Küçük Menderes ve Tuzla Çayı batı sahilinde denize ulaşmadan kilometrelerce yol alır. Batı ve güneye doğru tiltleşme(yüzeyin eğimlenmesi)
nedeni ile Menderes Nehri, keskin bir dönüş yaparak kuzeye doğru akmaya zorlanır ve Troya Bölgesi’nden denize ulaşır.

Kazdağları, dünyanın eşsiz ekosistemlerinden biri

Kazdağı, doğal ve kültürel kaynak değerleri açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir. Bu değerler Kazdağı kütlesinin tümüne dağılmış durumdadır. Kazdağı, yerüstü ve yeraltı su rezervleriyle, sıcak ve soğuk su kaynaklarıyla, Biga Yarımadası’nın hayat kaynağıdır. Kazdağı, doğal bitki örtüsü olan ormanları, endemik türleri, gen kaynakları ve
koruma alanları ile bölgenin yaşam kaynağıdır. Dünyamızın en önemli ekosistemlerinden birisidir. Kazdağı, tarihsel, kültürel, ekolojik ve toplumsal bir mirastır. Kazdağı, farklı kültürel inanç sistemlerine ev sahipliği yapar.
Kazdağı ve yöresi, Troia başta olmak üzere; Parion, Adramitteion, Antandros, Assos, Tenedos, Lemponia, Alexandreie Troas, Apollonion Smintheion, Gargaros, Kebrene, Skepsis gibi çok önemli antik yerleşimlerle
çevrilidir. Selçuklu ve Osmanlı dönemine ait çeşitli yapılar da bölgenin önemli tarihi değerlerindendir.

Çanakkale Belediyesi bilgilerine göre mitolojik adı İda olan Kaz Dağları, dünyada Alpler’den sonra en fazla oksijen üreten dağlarıdır. KazDağları’nın jeolojik konumu nedeniyle oluşmuş ilginç bitki örtüsü, iklim ve toprak yapısı sayesinde bu bölge devamlı olarak yüksek oranda oksijen üretmektedir. Ege Denizi’nin kıyılarına kadar inen bu dağlarda hem kara hem de deniz iklimi birlikte görülmekte ve Çanakkale Boğazı’ndan gelen hava akımları, karadan denize doğru oluşan bir oksijen hareketi oluşturmaktadır. Ayrıca bu dağlar, doğal ve kültürel kaynaklar
açısından oldukça zengin bir potansiyele sahiptir.
Kaz dağları, Anadolu yarım adasının kuzeybatısında yer alan, Biga yarım adasının en yüksek dağıdır. Ege Bölgesi ile Marmara Bölgesini birbirinden ayırır, Kaz dağları Çanakkale ve Balıkesir sınırları içerisinde kalmaktadır. Edremit Körfezinin kuzeyini takiben, kuzey doğu-güney batı yönünde 60 – 70km. uzunluğunda olan Kazdağları, batıda Dede
Dağı, ortada Kazdağı, doğuda Eybek Dağı, kuzeydoğuda Gürgen, Kocakatran, Küçükkatran ve Susuz (Sakar dağı) dağlarından oluşur. Kaz dağları bölgesinin sınırları içerisinde sayılamayacak kadar çok küçük dere, 30’a yakın akarsu tespit edilmiştir. Homeros’ un İlyada’sında “Bin Pınarlı İda” olarak adlandırılan Kaz dağlarında sayısız
pınarlar bulunmaktadır. Kaz dağlarının Ege ve Marmara Bölgelerinin sınırlarını oluşturması nedeniyle iki farklı iklim etkisinde kalması, Avrupa – Sibirya, Akdeniz ve İran – Turan bitki bölgelerinin kesiştiği noktada
bulunması nedeniyle bu bölgeleri temsil eden bitki türlerinin burada bulunması, Güney yamaçlarının deniz seviyesinden birden 1700 metrelere yükselmesi, bu alanların dereler ve çaylar tarafından derin vadiler
şeklinde yarılması biyoçeşitliliği artırmaktadır.

Bölgedeki akarsular

 

Bölgedeki akarsular

350 -700 metreler arasında, Meşe yaklaşık 300 – 1000 metre arasında yayılım göstermektedirler. 1550 metreden sonra yastık formunda bitkiler görülmektedir. Endemik bitkilerin büyük bir kısmı buralarda bulunmaktadır.
Kaz dağlarında 32 tane endemik (Dünyada sadece Kazdağında bulunan) bitki türü olduğu bilinmektedir.
Kaz Dağlarında endemik olarak bulunan Kazdağı Göknarı adına mitolojide efsaneler bulunmaktadır. Efsaneye göre Uludağ Göknarı (Abies bornmülleriana) ile Yunanistan Göknarının (Abies cephalonica) 25 milyon yıl önceki evliliklerinden doğan Truva Göknarı (Abies equitrojani) İda Dağını yaşam alanı olarak seçer. Ana ve babasından aldığı seçkin özellikler ve İda Dağının meleklerinin dilekleri, onu diğer göknarlara üstün kılar. Olgun bir yaşa gelince de kendisine eş olarak bir başka Truva Göknarını seçer. Bir gün dünyaya getirdikleri çocuklardan
biri ve yöredeki en güçlü, en güzel göknar, Epeos’un dev boyutlu tahta atının yapımı için kurban edilir. Genç kurbanın ruhu tahta at ile birlikte dolaşmaya başlar. Bu nedenledir ki on yıl süren kuşatmalar boyunca
ele geçirilemeyen Truva kenti tahta atın yardımı ile Yunanlıların eline geçer. Ancak, İda Dağı’nda bulunan tüm Truva Göknarları, tahta at için kurban edilen genç göknarın yasını hâlâ tutmaktadır.

Kazdağının endemik türleri

Kazdağı ve çevresine ait en eski yazılı kaynak Homeros’un kaleminden çıkmıştır. Bu bölgedeki yaşamdan bahsedilen dönemin neolitik döneme dayandığı gözlenmektedir. İda Dağı tarih boyunca ev sahipliği yaptığı her topluma zenginliklerini kıskanmadan sunmuştur. Truvalılar, Akhalılar, Antandros halkı, Romalılar, Rumlar ve Osmanlılar bunlardan bazılarıdır. Kaz Dağlarının zenginliğinin sırrı jeolojik yapısında ve buna bağlı oluşan
toprak yapısında yatmaktadır. Çok fazla teknik detay içerdiği için burada aha fazla yer verilmeyecek olan jeolojik yapı ve toprak yapısı ile ilgili birçok yayın bulunmaktadır. Açılması planlanan madenlerin etkilerini irdelemek açısından ele alınması gereken Kaz Dağları’nda yer alan su kaynakları yer altı ve yer üstü olmak üzere iki başlık halinde incelenecektir. Ancak su kaynakları sisteminin bir bütün olduğu ve birbirini tamamladığı göz önünde bulundurulmalıdır. Önemli akarsuları doğudan batıya doğru, Havran Çayı, Edremit Çayı, Zeytinli Çayı, Kızılkeçili Çayı, Manastır Deresi, Şahin Deresi ve Mıhlı Deresi sayılabilir. Yüksekliği 1700 m dolayların da olan Kaz Dağları’nın güney yamaçlarını drene eden akarsular Edremit Körfezi’ne dökülmektedir. Kuzey yamaçlarının suları ise Menderes
Nehri (Kara Menderes) ve kolları tarafından toplanmaktadır. Menderes Nehri Üzerinde Bayramiç Barajı, Havran Nehri üzerinde Havran Barajı bulunmaktadır. Bunun dışında tartışması devam eden Zeytinli Barajı bulunmaktadır.

Kaz Dağları yer altı suyu açısından son derece zengin bir coğrafyadır. Bölgede tatlı su, maden suyu, sıcak su kaynakları bulunmaktadır. Bunların  dışında birçok bölgede bulunan kuyular hem tarımsal hem de sulama amaçlı olarak kullanılmaktadır.
Bölgede yer alan yer altı su kaynakları ile ilgili birçok çalışma olsa da halen bölgenin özellikleri tam olarak bilenememektedir. Kaz Dağları ve Çanakkale bölgesinden çıkan su kaynaklarının farklı özellikleri bulunmaktadır.
Bu kaynaklar birçok köyün ve yerleşim yerinin içme suyunu ve çok geniş bir alanın tarımsal amaçlı sulanmasını da sağlamaktadır. Bölgede insani kullanım amacıyla uygun sular olduğu gibi yüksek metal içeriği bulunan asidik su kaynakları da bulunmaktadır. Bu kaynaklar birçok köyün ve yerleşim yerinin içme suyunu ve çok geniş bir alanın tarımsal amaçlı sulanmasını da sağlamaktadır. Bölgede insani kullanım amacıyla uygun sular olduğu gibi yüksek metal içeriği bulunan asidik su kaynakları da bulunmaktadır.
Bunların dışında bölgede sıcak su kaynakları da bulunmakta sınırlı da olsa kaplıca turizmi amacıyla da kullanılabilmektedir. Sıcak su kaynaklarının bölgeye turizm kaynağı olarak hizmet etme potansiyeli bulunmaktadır.
Kazdağı Milli Parkı ve Kazdağı Göknarı’nın Yerleşim alanı (Kaynak: Ölmez Z. 2006)
Bu kadar zengin doğal yapısının içinde oldukça zengin ve çeşitli bitki ve hayvan türüne ev sahipliği yapan Kaz Dağları milli park olarak sınırlı bir alanı ifade etmektedir. Oysa bu bölge bütün bir ekosistemi tanımlamaktadır.
Ölmez, 2006 yılında yaptığı yüksek lisans çalışmasında bölgenin hassas bir dağ ekosistemine sahip olduğunu, doğal kaynak bütünlüğü, kültürel ve tarihi gelişim süreci, sosyal dokusu alanın bütünlüğünü vurgulayıcı nitelikte geçiş alanlarından oluştuğunu belirtmektedir. Araştırmacı elde ettiği sonuçların sonunda yaptığı değerlendirmede,
Kazdağı’nın her iki tarafının da sahip olduğu klimatolojik faktörler, su kaynakları ve jeomorfolojik yapısının etkisiyle son derece zengin bir bitki örtüsü ve yaban hayatı varlığını içinde barındırdığını vurgulamaktadır.
Ek olarak da bu zenginlik nedeniyle yerel mülkiyet özelinde milli park sınırı belirlemenin, ülkemiz ve dünya mirası açısından çok önemli gen kaynaklarının ve Kazdağı kuzeyinde yayılış gösteren birçok doğal ve hayvan varlığının yok olmasına neden olabileceğini belirtmektedir.
Araştırmacıya göre koruma alanlarının Çan, Bayramiç, Ayvacı, Yenice ve Kalkım yörelerinin doğal alanlarını kapsayacak şekilde genişletilmesi gerekmektedir. Bunun nedenleri olarak da Kaz Dağı Göknarının genel
yayılışının kuzey yamaçlarda olması, önemli gen kaynaklarının kuzeyde olması, mitolojik ve tarihsel açıdan bölgenin bir bütün olarak değerlendirilmesi, jeomorfolojik olarak aynı kütlenin ve aynı oluşum sürecinin bir parçası olması ve turizm, tarım için bölgenin bir bütün olması belirtilmiştir.
Araştırmacı, Çan Termik Santralinin ve bölgeye yapılması planlanan barajların Kaz Dağı Göknarı ve birçok tür için tehdit olduğunu belirtmektedir. Araştırmacı madencilik faaliyetlerini değerlendirmemekle birlikte bölgeye yapılacak müdahalelerin bölgenin dengesini bozacağını ortaya koymaktadır. Nitekim Şengür’ün yapmış olduğu yüksek lisans tezinde bölgeyi tehdit eden sorunlar arasında, turizm ve bağlı olaylar, kaçak bitki ticareti, yangın tehdidi, konut yapımı, Çan Termik Santrali, madencilik sayılmıştır.

Turizm bölge için önemli bir ekonomik girdi sağlarken, kontrolsüz gelişen turizm sektörünün kendisi için de tehdit olabilecek sonuçlar doğurması olasıdır. Bölgenin turizme neden olan kaynaklarının hassasiyetle korunması, yatırımların bu zenginliklere zarar vermeden planlanması gerekmektedir.
Kaz Dağları bu coğrafyada yer alan en önemli karbondioksit yutak alanlarından birisidir. Ancak Çan Termik Santrali kaynaklı emisyonlar bu alanı tehdit etmektedir. Dolayısıyla mevcut durumda bile bölge tehdit altındadır. Kaz Dağları yarattığı birçok zenginlikle aynı zamanda ekonomik değer üretmektedir. Ancak bölgede düşünülen madencilik faaliyetlerinin de en önemli gerekçesi ekonomiktir. Bu konu birçok farklı uzmanın tartışmasını
hak eden bir durumdur. Çünkü burada bir tercih sorunu bulunmaktadır. Madencilik faaliyetleri bu raporda da anlatılan birçok riski bünyesinde barındırmaktadır. Bu riskler karşısında Çanakkale ili ve Kaz Dağları yöresinde milyonlarca yılda gelişmiş ve halen gelişmeye devam eden yaşam kaynakları konulmaktadır. Bunun bedelinin ne
olduğu iyi hesaplanmalıdır.
Madencilik sektörü bölgedeki ormanlık araziyi yok edecektir. Bunun yaratacağı hasarın ağaç başına para verilerek karşılanması ya da başka bölgelere ağaç dikilmesi ile yerine koyulması çok da mümkün değildir. Madencilik sonucunda her durumda atık üretilecektir. Şirketler hazırladıkları raporda bunu inkâr etmemektedir. Sadece atık yönetimi güvencesi vermektedirler; ancak bu durumun güvencesinin verilmesinin ne denli mümkün olduğu tartışılır. Bu raporda bulunan birçok maden kazası tecrübeleri bunu göstermektedir. Özellikle altın madenciliği zenginleştirme
işlemi sırasından tonlarca su kullanılacaktır ki bu durumun bölgenin su rezervlerini olumsuz etkilemesi kaçınılmazdır. Bölge gelecekte susuzluk ya da su kaynaklarının kirlenmesi gerçeği ile karşı karşıya kalma riskini taşımaktadır.

Oksijen üretiminde dünyada başı çekiyor

Kazdağı Güney Yamaçlar Kaz Dağları Bölgesi değerlendirildiğinde dağ, orman, su ekosistemi ve
az da olsa kıyı ekosistemleri gibi birçok farklı ekosistemi bir arada bulunduran dolayısıyla biyoçeşitlilik açısından özellikle tür ve genetik çeşitlilik bakımından ciddi öneme sahip uluslararası ölçekte önemli bitki türlerini içeren ve tüm bu doğal değerlerinin yanı sıra kültürel anlamda da tarih boyunca birçok uygarlığa, mitolojide birçok efsaneye ev sahipliği yapmış olan bölge bu değerlerin korunması ve geleceğe aktarılmasının sağlanması amacıyla UNESCO Dünya Miras Alanı olarak değerlendirilmeye uygun bir alan olarak görülmüştür.
Tümen ve arkadaşları( 2005) ile Gemici ve arkadaşlarına(2001) göre Kazdağları Bölgesi’nin vejetasyon(bitki örtüsü) yapısı bakımından oldukça önemli bir alan olduğu belirtilmektedir ki günümüzde biyolojik çeşitliliğin bozulması, azalması ve yok olması süreçlerinin hızla yaşandığı
düşünülürse gen kaynaklarının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması ciddi önem kazanmaktadır. Gül ve arkadaşlarına(2006) göre Türkiye, dünya üzerindeki sekiz önemli Gen Merkezi’nden iki tanesini içine almaktadır. Bu kapsamda Kaz Dağları Bölgesi Dünya Bankası Çevre Fonu (GEF) desteği ile yürütülmüş Genetik Çeşitliliğin Yerinde Korunması Projesi için pilot bölgelerden biridir

Doğal kaynakların en önemli göstergelerinden biri durumunda olan biyolojik çeşitlilik açısından ele aldığımızda Özüdoğru’ya( 2007) göre bazı türlerin yok olduğu bazı türlerin ise neslinin tehlike altına girdiği belirtilirken 19. ve 20. yüzyıl’da ülkemizdeki 8 endemik bitki türünün soyunun tükendiğinin kesinlik kazandığı ve 171 türün çok tehlikede (critically endangered), 774 türün tehlikede (endangered) ve 688 türün ise zarar görebilir (vulnerable) kategorisinde olduğu belirtilmektedir.  Biyolojik çeşitlilikte yaşanan kayıpların yeni türlerin oluşumuyla dengelenemeyeceği, yeni bir türün oluşması için 2 000 ile 100 000 kuşağın geçmesi gerekliliği gibi oldukça uzun bir süreçten bahsedilmektedir. Kaz Dağları Bölgesi’nde elde edilen bulgularda dikkate alındığında ülkemiz için “Önemli Bir Biyolojik Çeşitlilik Alanı” olduğu görülmektedir.
Nitekim bölge ÖBA (Önemli Bitki Alanı) olarak ilan edilmiştir.
Araştırmacılar Kaz Dağları bölgesinin Milli Park Alanı dışında da bir bütün oluşturduğu ve geleceğe iletilmesi gereken doğal ve kültürel bir miras olduğu üzerinde durmakta ve önlem alınamadığı takdirde tüm sistemin tehdit altına gireceğini belirtmektedir

 

 

 

Bir cevap yazın

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial