Susuzluk ve Kuraklık-1

Barajlardaki suyun kritik seviyelere düşmesi sadece belediye başkanlarının uykularını kaçırmıyor, herkesi endişelendiriyor. Prof. Murat Türkeş, süreci “Türkiye kuraklığın içinde” diyerek özetliyor.
Bir kişinin elinde yanan dünya tasviri.

Görsel: Flicker

Kurak geçen bir sonbaharın ardından yeni yıla da kurak giriyoruz. Ülkemizde sonbahar ve kış aylarında beklenen yağışlar bir türlü gelmedi. Artık, birkaç saat yağan yağmuru bile sevinçle karşılar hale geldik. Özellikle büyük kentlere içme, kullanma suyu sağlayan barajlarda suların kritik seviyelere düştüğü birbiri ardına açıklanıyor.

İstanbul, İzmir, Edirne, Çanakkale, Samsun, Bursa gibi büyük kentlerde ardı ardına susuzluğa doğru gidildiği, yağışlar olmazsa su kesintilerinin gündeme geleceği ifade ediliyor. İSKİ’nin açıklamalarına göre İstanbul’un 2-3 aylık suyu kaldı. Barajlardaki su seviyesi yüzde yirmilere kadar düştü. İzmir’de de durum çok farklı değil.

Barajlardaki su oranı yüzde 30’lara geriledi. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer “Uykularım kaçıyor!” sözleriyle susuzluğa dair endişeyi ilk ağızdan ortaya koyuyor.

“KARANFİLİM SUSUZUM, KAÇ GÜNDÜR UYKUSUZUM!”

Kenti yönetenler ve kentliler de ‘Susuz kalacağız’ tedirginliği her geçen gün büyürken en çok dertlenenlerden birisi de çiftçiler. Zaten bin türlü sorunun, ürünlerin para etmemesinin, tohum, ilaç, mazot, işçilik girdileri gibi ağır yüklerin altında ezilen çiftçiye son darbeyi ise böyle giderse kuraklık vuracak.

Su yoksa ürün yok, üretim yok, yaşam yok…

Türkiye’nin su potansiyeli, bunun kullanım şekli ve suyumuza, su varlıklarımıza yaklaşımımızı konunun uzmanları ve bilim insanlarına sorduk. Peşine düştüğümüz sorular arasında su varlıklarımız ve bunların yönetimine dair politikaların genel görünümünün yanı sıra, susuzluk ve kuraklık olgusunun nedenleri ile birlikte bilimsel olarak değerlendirilmesi de olacak.

“TÜRKİYE KURAKLIĞIN İÇİNDE”

TEMA Vakfı Bilim Kurulu ve İDA Dayanışma Derneği Üyesi, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezinden emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş kuraklık, iklim değişimi ve iklim olayları denince ülkemizde ilk akla gelen bilim insanlarından birisi. Türkeş yaşanan süreci çok net bir cümle ile özetliyor; “Türkiye kuraklığın içinde”.

Türkiye’nin su varlıkları bakımından durumu ne? Bu durumu diğer ülkelerle kıyasladığımızda nasıl bir tablo çıkıyor karşımıza?


Hidroloji ve su kaynaklarına bir bütün halinde baktığımızda, yani bugünkü iklim hidroloji ve su kaynakları açısından, Türkiye orta ve ortanın biraz altında su varlığına sahip bir ülke. Kurak Afrika ülkeleri gibi değiliz ama su zengini de değiliz. OECD Avrupa Birliği üyesi ülkelerle karşılaştırdığımızda, yaklaşık 1500 metreküp/yıl kişi başına düşen bir su varlığımız söz konusu.

Bu hem OECD’nin hem de Avrupa Birliği’nin ortalamalarının altında. Evet, Afrika’dan yüksek ama yine bu kapsamda gelecek iklim değişikliklerini, Türkiye ve bölgesinde gelecekteki yağış hidroloji, su kaynaklarını dikkate aldığımızda, bugünkü kişi başına su tüketim kapasitesinin önümüzdeki yıllarda, özellikle 2040’lara 50’lere geldiğimizde çok daha da düşeceğini söyleyebiliriz.

Bunun üstüne nüfus artışı, tarım, kentleşme, yeraltı su kaynaklarının çekilmesi, kar yağışlarının azalması, bütün bunları eklediğimizde bugünkü 1500 metreküp/yıllık kişi su tüketiminin 1000 metreküplere düşebileceğini söylemek mümkün. Bu durum, zaten su zengini olmayan, hatta su kıtlığı düzeyine yakın diyebileceğimiz ülkemizi artık şiddetli su kıtlığı ya da su stresi çeken bir ülke durumuna sokabilecek.

“ORTA VE DOĞU KARADENİZ’DE BİLE BİR KURAKLIK SÖZ KONUSU”

Türkiye’nin kuraklıkla ilgili durumunu nasıl tanımlayabiliriz? Bölge bazında baktığımızda kuraklık açısından durum nasıl görünüyor?

Türkiye bölgesi, Akdeniz havzası normal bugünkü iklim koşullarında bile kuraklığa eğilimli bir bölge. Kuraklık riski açısından Türkiye kulaklığını incelediğimizde bugünkü iklim koşullarında bile Türkiye’nin batı ve güney yarısı neredeyse kuraklıkta orta-yüksek düzeylerde. Güney Akdeniz’e doğru indiğimizde, büyük kentlere doğru gittiğimizde şiddetli bir etkilenebilirlik ve kuraklık riski olduğunu biliyoruz.

Yağışlar çok değişken, mevsimsellik çok yüksek. Kuraklık eğilimi oldukça yüksek. Özellikle son 2 yılda yaşadığımız gibi sonbahar sonu, kış, ilkbahar başı yağışları yeteri kadar olmazsa bu yıllık kuraklığa dönüşüyor. Geçen yıldan, 2019 sonbaharından günümüze taşınan, tabii arada yaz kuraklığı da eklendi, bir kuraklık söz konusu.

Son 3 ayın, 6 ayın haritalarına baktığımızda yine Türkiye’nin batısı, kuzeybatısı hatta Karadeniz’de Orta ve Doğu Karadeniz’de aslında bir meteorolojik kuraklık var.

Karadeniz’de bile kuraklık mı var?

Evet. Bir yıllık verilere baktığımızda, yani 12 aylık kuraklık indis analiz çözümlemelerine baktığımızda, (aslında yağış yüksek olduğu için anlaşılmıyor ama), Orta ve Doğu Karadeniz’de bile bir kuraklık söz konusu. Yeraltı su kaynaklarına ve belki önümüzdeki günlerde çay ve fındık rekoltesinde etki edebilecek düzeyde bir kuraklık var.

Neden anlaşılmıyor, orası zaten yağışlı nemli bir bölge. Ama doğal bitki örtüsü doğal ekosistemler orman ekosistemi, tarımda su yetmeyip yer altı sularına yöneldiğimizi düşündüğümüzde, eğer bu kış yeterli yağış almazsak, önümüzdeki aylarda Karadeniz’de bile bir kuraklıktan söz edeceğiz.

Karadeniz’i bile kuraklıkla aynı cümlede anabiliyorsak diğer bölgelerdeki durum ne peki?

Türkiye’nin kuzeybatısı, Trakya, Çanakkale yöresi, Kuzey Ege, İzmir’e kadar kuraklık yayılmış durumda. İstanbul Avrupa Yakası, Trakya, Ankara’daki, hatta Samsun’da barajlardaki su seviyeleri ve yeraltı su seviyelerinin düştüğünü biliyoruz. Bu sene kışlık tahıl ekimi için yine biliyorsunuz üretici zorlandı.

Yani özetle bu aylarda meteorolojik kuraklık yaşıyoruz ama son bir yılı düşündüğümüzde aslında yaşadığımız kuraklık hem tarımsal kuraklığa, (tabii Türkiye’nin bazı yörelerinde), hem de bir hidrolojik kuraklığa dönüşmüş durumda. Yani sadece yağışların uzun süreli ortalamanın altında gerçekleşmesi ile oluşan kabaca meteorolojik kuraklık değil. Hem doğal hem de tarımsal bitkilerin toprak kök düzeyindeki toprak nemin de ciddi azalma var.

Doğal ve insan yapımı su yapıları, barajlar, göletler, doğal göllerdeki su seviyelerin azalması ve yeraltı suyunun çekilmesi bize aslında henüz tam çok şiddetli düzeyine ulaşmamakla birlikte bir tarımsal ve hidrolojik kuraklığın içinde olduğumuzu gösteriyor.

Bu açıdan baktığımızda nasıl bir gelecek bekliyor ülkemizi?

Aslında meteorolojik kuraklık açısından Türkiye’nin doğu yarısı daha kurak ama uzun süreli düşündüğümüzde demin saydığım yörelerde bir etkin kuraklık zaten var. Türkiye’de Batı Anadolu, Türkiye’nin Güney yarısı hatta Karadeniz, yıllık yağışın çok büyük bir bölümü kasımdan marta kadar olan dönemde yani sonbahar sonu kış ve kısmen ilkbahar başında alıyor.

Kış yağışını, sonbahar yağışını alamazsanız zaten yıllık su açığı ortaya çıkmış olacak. Var olan kuraklık şiddetlenecek. Bahar ve yaz yağışlarının da nasıl olduğunu biliyoruz. Toprak bunları ememiyor, çoğu sağanak şeklinde gelişiyor, yeraltı su kaynaklarına çok bir faydası olmuyor, tersinden iklim değişikliği koşulları altında bir de kuvvetli sağanaklara, gök gürültülü fırtınalara, sellere ve taşkınlara neden oluyor. Son 20 yılda bu seller, taşkınlar kentsel olmaya başladı.

KAYNAK : https://www.evrensel.net/haber/422573/prof-dr-murat-turkes-turkiye-kurakligin-icinde-dosya-susuzluk-ve-kuraklik-1-ÖZER AKDEMİR

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial
YouTube
Instagram