Şimdi kuraklık, peki ya sonra ?

2020 yılında ülkemizde hidrolojik kuraklık, bazı bölgelerimizde oldukça fazla hissedildi. Özellikle 3 büyük kentimiz olan İstanbul, Ankara ve İzmir’deki içme suyu barajlarındaki doluluk oranları tehlikeli düzeylere düştü. İlgililerin zaman zaman yaptığı açıklamalara göre bu üç büyük kentimizde en fazla 3 ila 6 aylık içme suyu rezervlerinin kaldığı ifade edildi.

HİDROLOJİK KURAKLIK

Hidrolojik kuraklık ülkemizde özellikle baraj doluluk oranlarından hareketle ifade edilmeye çalışılmaktadır. Doluluk oranları ile hidrolojik kuraklık belirlenmesi bizleri yanılgıya götürebilir. Çünkü;  bazı içme suyu barajlarına başka havzalardan su takviyesi yapılmaktadır. Yani kendi havzalarından gelen doğal akımların yanında komşu havzalardan su takviyesi yapıldığı için barajların doluluk oranları kuraklık konusunda doğru yaklaşımı vermeyecektir.

Bazen de beklenmedik göç hareketleri (Suriye iç savaşından kaçan sığınmacıların büyük  şehirlerimizde yoğunlaşması gibi) planlanandan daha fazla su çekilmesine sebep olmaktadır. Bu nedenle hızla düşen baraj doluluk oranları, çok kurak bir  periyot yaşanmasa dahi kurak bir yıl geçiyor yanılgısına neden olmaktadır.

. Bu nedenle hızla düşen baraj doluluk oranları, çok kurak bir  periyot yaşanmasa dahi kurak bir yıl geçiyor yanılgısına neden olmaktadır.Hidrolojik kuraklığın tespit ve takip edilmesinin en doğru yöntemi Akım Gözlem İstasyonları (AGİ) vasıtasıyla suyun seyrinin takip edilmesidir.

Türkiye’deki 25 akarsu havzasından her havzayı temsil edebilecek doğal akımlı AGİ’ler seçilerek o su yılının kurak veya sulak olduğu anlık olarak takip edilebilmektedir.

Gerekli alt yapısı hazır olan DSİ’nin kurak ve sulak yıl takibine bir an önce başlaması uzmanlar tarafından önerilmektedir. Bu durum baraj doluluk oranları ile belirlenmeye çalışılan kuraklık belirlenmesindeki kargaşayı da önemli ölçüde ortadan kaldıracaktır. Buna örnek olarak Şekil: 2 de bir AGİ’deki yıllık su akım seyri görülebilmektedir.

İlk yapılan çalışmalarda 2020 su yılı, ülkemizin özellikle Batı ve İç Bölgeleri ile Doğu Anadolu Bölgelerinde kurak denilebilecek bir seviyede geçtiği görülmektedir. İleride veriler geldikçe bu durum daha da netlik kazanacaktır.

2020 su yılının, uzun yıllar değerlerine göre durumuna bakıldığında ise daha önce kurak olarak nitelendirilen 1989, 1994, 2001, 2007, 2014 yıllarına oldukça benzerlik göstermektedir. Buna bir örnek aşağıda Şekil: 3’te verilmiştir.

Her ne kadar bir kural olmada da 6-7 yılda bir kurak yıl geldiği, kurak yıldan sonra da bir sulak yıl (genellikle ortalamanın üzerinde) geldiği görülmektedir. Bu durum suyu idare edenleri büyük ihtimalle yanıltmaya götürdüğü tahmin edilmektedir. Şöyle ki; “kurak yıl geçti bir 5-6 sene gibi bir problem yaşamayız” rehavetine sürüklemektedir. Bir sonraki yılın kurak geçmeyeceğinin garantisi yoktur. Bu sebeple suyun her yıl kurak yaşanabilecekmiş gibi dikkatli planlanıp işletilmesi gerekir.

Kullanılan suların %77’si sulamada, %23’üde içme ve kullanma suyu olarak tüketilmektedir. Özellikle 2000 yılından sonraki dönemde suların azalması da dikkate alınarak sulamada su tüketimini azaltmak amacı ile kapalı sistemler olan yağmurlama+damlama sistemlerine geçiş hızlanmıştır. Bu konuda 2020 yılına kadar DSİ önceki yıllarda işletmeye alınan açık kanal sulama sistemlerinden 32 000 ha kadarını borulu sulama sistemlerine dönüştürmüştür. Açık kanal sulamaları ile kapalı sistem sulamaları arasında yaklaşık %30 ila %50 arasında su tasarrufu sağlanabilmektedir. DSİ gelecek yıllarda işletmeye açılmış tüm açık kanal sistemleri hızlıca borulu sistemlerine dönüştürmelidir.

Ayrıca, bazı şehir şebekelerindeki kayıp kaçak oranları %70’leri bulmaktadır. İçme kullanma suyundaki kayıp kaçak oranlarının azaltılması için hızlı bir şekilde şehir içme suyu iletim hatlarının yenilenmesi gerekmektedir. Gerek borulu sistem sulamalara geçiş, gerekse şehir içme suyu şebeklerinin yenilenmesi çok büyük su tasarrufu sağlayacaktır. 

Yerel yönetimler suyun seyrinin takibi, meteorolojik verilerin takibi ve yorumlanmasını yapması için bünyelerinde Meteoroloji Mühendisi istihdam etmelidir.                                   

TARIMSAL KURAKLIK

Ülkemizin pek çok bölgesinde yağışlı günler yaşanırken şimdi neden kuraklık diyoruz? Peki ya sonra diyoruz?

Kuraklığı konuşmanın tam da zamanı şimdi. Çünkü yağan yağmurlar son günlerde konuşulan ve endişelendiren kuraklığa çare olmayacaktır. Çünkü kuraklığın nefesi hala hissedilmeye devam ediyor. Hala kuraklık afeti geleceğimizi tehdit ediyor.

Bu arada yere düşen yağışlar belki meteorolojik kuraklığı bir nebze azaltacak ancak hidrolojik ve tarımsal kuraklığa bir faydası dokunmayacaktır. Mevcut yağışlar toprak ananın sadece ağzını ıslatmaya yetecek ancak susuzluğunu gidermeye yetmeyecektir. Maalesef su temin edilen barajlardaki ve sulak alanlardaki su seviyelerindeki azalış devam ediyor, edecekte.

Meteoroloji bilimi atmosferde meydana gelen olayları nedenleriyle birlikte incelerken geleceğini de hesaplar. Görünen o ki iki binli yılların başından bu yana daha sıcak ve daha az yağışlı bir periyoda girdik. Kuraklık konusunda geleceğin anahtarı, meteoroloji uzmanlarına kulak vermek ve planlamaları buna göre yapmaktan geçiyor.

Yıllardır konunun uzmanlarının alarm verircesine söyledikleri küresel ısınma, sulak alanların kirletilmesi, yeşil alanların yok edilmesi, ormansızlaşma, erozyon, tarım alanlarının imara açılması ve plansız kentleşme gibi çevre sorunlarının beraberinde getirdiği kuraklık ve çölleşme gerçeğini bu panelimizde bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. 

Kuraklıkla birlikte arazi bozunumu ve toprağın verimliliğini kaybetmesi olarak bilinen çölleşme, sadece Afrika’da ya da Sibirya’da değil Anadolu’nun iç kesimleri ile doğu ve güneydoğu Anadolu’da görülen bir gerçek. Bu gerçekle yüzleşmeliyiz artık.

Dünya’daki tüm canlıların yaşaması için gerekli olan temiz hava, temiz su ve sağlıklı besinlerin temel kaynağı TOPRAK’tır. Ancak maalesef toprağın başı dertte. Arazi bozunumları, erozyon, su kıtlığı ve kuraklık nedeniyle maalesef toprağın başı dertte. Toprağın derdine çare bulmak zorundayız.

Unutulmamalıdır ki; Toprak varsa su vardır. Toprak varsa gıda vardır. Biyolojik çeşitliliğimiz sağlık için gereken ilaçlarımızın hammaddesi vardır. Kısacası TOPRAK VARSA HAYAT VARDIR. Peki toprak yoksa, gıda güvenliğimiz tehlikeye girer, sağlığımız tehlikeye girer ve beraberinde açlık, yoksulluk ve göçler başlar.

Meteoroloji Mühendisleri Odası olarak Tarım ve Orman Komisyonu aracılığıyla özellikle tarım çalışanlarını bilgilendirmek ve kamuoyunda su tüketimi konusunda farkındalık sağlamak üzere böyle bir paneli düzenliyoruz.

Panel konuşmacı olan bilim adamlarımızın yanı sıra doğrudan sahada yıllarca çalışmış meslektaşlarımızın deneyimleri ve tecrübeleri yol gösterici olacaktır.

Son bir yıldır dünyayı etkisi altına koronavirüs tehlikesi tüm insanlığı tehdit ediyor. Bilim adamları ve ülkeleri yönetenlerin doğru adımları ve yönlendirmeleriyle daha önceki salgın hastalıklardan nasıl kurtulduysak bundan da kurtulacağız inşallah.

Ama sinsi bir afet olan kuraklık gerçeği bizim gibi ülkeler için tehdit olmaya devam edecek ve hep gündeme gelecektir. Bunun için kuraklık ve kuraklıkla mücadelede gelin konunun uzmanlarını dinleyin ve yarın çok geç olmadan – bıçak kemiğe dayanmadan- tedbirleri alalım. Bu hem devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının, hem sivil toplum örgütlerinin hem de bireylerin gelecek nesillere olan sorumluluğu ve borcudur.  Düzenlediğimiz bu panelde bu borcumuzu ödemek ve yarınlara daha umutlu bakmak istiyoruz.

KAYNAK :  Namık CEYHAN/Tarım ve Orman Komisyonu Başkanı

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Takip edin ve beğenin:
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial