İklim değişikliği yaşantımızı nasıl etkiler?

Evrensel olarak en büyük sorunumuz iklim değişikliğidir. İklim değişikliği  tedbir alınmaz ise daha fazla meteorolojik afetlere sebebiyet verecektir.Bu amaçla ;Meteoroloji Mühendisleri Odasının söyleşi dizilerinden “İklim Değişikliği Yaşantımızı nasıl etkiler”konulu seminer ; 24 Ekim 2020 Cumartesi günü saat 20.00’de online olarak gerçekleşti.

Seminere ; İTÜ Öğretim Görevlisi Meteroloji Mühendisi  Prof.Dr.Orhan ŞEN’in  modülatörlüğünde ,İTÜ Öğretim Üyesi Meteroloji Müh. Bölümünden Prof.Dr.Yurdanur ÜNAL,İTÜ Meteroloji Müh.Bölümünden Doç.Dr.Barış ÖNOL,Meteroloji Müh.Ceren BALU, katıldı.

Prof.Dr.Orhan ŞEN,seminerin başlangıcında,  yaptığı giriş konuşmasında ;  Paris anlaşması 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. Ülkemiz ise Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde, New York’ta düzenlenen Yüksek Düzeyli İmza Töreni’nde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamış ancak taraf olmamıştır.

Kyoto Protokolü’nün 2020 yılında sona erecek olması sebebiyle, 2015 yılında Fransa’nın Paris kentinde gerçekleştirilen 21. Taraflar Konferansı’nda (COP21), 2020’den sonra geçerli olacak Paris Anlaşması kabul edilmiştir.

Prof.Dr.Orhan ŞEN  açıklamasına , ABD.nin Paris Anlaşmasından sonra anlaşma biraz sekteye uğradı . IPCC toplantılarının yaptırım gücü yoktur Bu toplantıda 2 derecelik  ısınmayı geçmiyelim denildi.

”Hatta 1.5 derecede kalalım.2 dereceyi geçmiyelim denildi.Aksi taktirde Yokuştan aşağıya inen kamyon gibi olur bir daha küresel ısınmanın önüne geçemeyiz diye konuşuldu.Şimdi ise  ölçümlere  baktığımızda 2 dereceyi bulduk gibi.

Bunun da sebebi son 3 yılda;  Dünya’da ve Türkiye’de meteorolojik afetlerin fazla olmasından  kaynaklandığını anlıyoruz diyerek devam etti.

 Prof.Dr. ŞEN  2019 yılında Türkiye’de deprem hariç 936 tane meteorolojik afet meydana gelmiş.Bundan önceki en yüksek  değer olan 871 meteorolojik afetin de önüne geçmiştir diyerek açıklamasını sonlandırmıştır.

Seminerde ilk sözü alan Prof.Dr. Yurdanur ÜNAL oldu. Prof.Dr. Yurdanur ÜNAL, sözlerine iklim değişikliğinin yaşantımızdaki yeri nedir konusuna geçmeden önce  günümüzde iklim ne demektir konusuna açıklama getirerek başladı.Bunun üzerinde odaklanmak gerekir diye devam etti.

Prof.Dr. Yurdanur ÜNAL  sözlerine ; İklim konusunda genel algı “uzun dönemde ortalama  hava koşulları” diye tanımlanıyordu.Sadece ortalama koşullar değil, hava koşulları ortalama koşullardan ne kadar sapıyor bu da önemli dedi.

Açıklamasına ; Baktığımızda uzun dönem de iklim konusunda milyonlarca yıl öncesine varan verilerden anladığımız kadarı ile  çok detaylı olması bile bilgimiz var.Dünya tarihi boyunca  sadece sıcaklık 10 derece değişmiştir. Aslinda bu rakam ,global bir rakamdır.

10 derece küçük bir rakam gibi gelebilir,ancak son yıllarda iklim değişikliği sonucunda ortalama sıcaklıklardaki değişimlere ,10 derecenin sebep olduğu düşünüldüğü zaman son derece önemli olduğu görülecektir.

Çözüm :

1.Üretimde daha fazla frene basmak,minimal koşullarda olabileceğini pandemi döneminde gördük.Daha az tüketmeliyiz.

2.Her bir materyalin carbon ayakizini takip etmek gerek,daha lokal ve yerel üretimlere kaymak gerekir.

3.Sıcaklıklardaki artışları azaltmaya yönelik olarak,Yeşil Şehirler planlanmalı,daha yansıtıcı geçirgen malzeme kaplamaları kullanılması gerekiyor.Çökmelerin etkin olduğu güney enlemlerinde,inter tropikal kayışı önlemek için  suyu toplamalıyız.

İklim değişikliği açısından emisyonları azaltmak anlamında yeterince çaba harcanmadı gerekçesiyle yeni mühendislik çalışmaları başladı.

Okyanusların üzerine daha fazla deniz kumu konulması veya  atmosferdeki aeoresollerin azaltılması mühendisliği,atmosferden Carbon çekmeye yönelik çalışmalar yapılmaktadır.

 İklimi anlamak için iklimi oluşturan bileşenlerden söz etmek gerekir.İklim bileşenleri dediğimiz  elemanları çok iyi algılamak gerekiyor.

https://i.gyazo.com/a345b5413dbdefd1b724c336fb7d8eca.png

Dünya tarihi boyunca iklim hiçbir zaman sabit kalmamış.İnsanın olmadığı dönemde  doğal değişimler meydana gelmiştir .

Bunlar ;

-Güneş ışımındaki değişimler,

-Dünyanın yörünge parametrelerindeki değişimler,

-Volkanik hareketlenme,

-Kıtaların hareketi

https://i.gyazo.com/2178146ecf71ff8fcb64e748cbc1697e.png

Son yıllarda görüyoruz ki iklim de  büyük bir değişim söz konusudur.Bunun temel nedeni; Antropojenik nedenlerdir.Yani insan katkısıyla ortaya çıkan değişimler.İnsanların atmosfere attığı sera gazlar olarak da görebiliriz.

Atmosfer de öyle gazlar vardır ki,CO2,Su buharı,Metan,Azot oksit. v.b. gazlar yayılarak güneş ışınlarının yeryüzüne dönmesini sağlıyorlar ki küresel ısınmaya sebep oluyorlar. biz buna sera etkisi diyoruz dedi.

https://i.gyazo.com/5165c994fd927b936b6420c51e8090d7.png

Sera gazları olmazsa dünyadaki yaşamın varlığı soru işaretidir.Buradaki sorun konsantrasyonlardaki artıştır.Bu gazların artması daha fazla ışınların tutulmasına  ve yüzey sıcaklığının daha fazla artmasına yol açıyor.

Buradaki CO2 ısıtma etkisini düşündüğünüzde,atmosferdeki metan gazı C02’den  tam 25 katı daha etkili veya azot oksit  CO2’den 297 kat daha etkili.

Başka bir nokta da ormanlık alanları  ya tarım ya da şehirleşme nedeni ile  betonlaştırarak yok ediyoruz. Bütün bunlar yüzey ile atmosfer arasında değişimleri meydana getiriyor.

Örneğin bazı ormanlık alanları hava alanı yaptılar.Bu tür değişimleri uydu görüntüsünden çok daha net olarak görüyoruz.

 Bu sıcaklık artışı okyanuslarda ve denizlerde buharlaştırmayı artırarak nem oranını artırıyor. Küresel iklim değişiminin etkisi olarak sıcaklıklar artınca yüzde yetmiş biri okyanuslarla kaplı olan dünyada su alanlarından olan buharlaşmayı arttırarak atmosferdeki nem miktarını değişiyor yani yağışa geçebilir su buharı miktarını arttırıyor.

Özellikle atmosferdeki Bulut miktarlarında da kısmi olarak bir artış var.  Ve bu da hidrolojik döngüyü değiştiriyor.

Bir de diğer bir nokta ise iklim simülasyonları yaptığımıza bulut oluşumunun genel olarak son 30 yılda artmış olduğunu görüyoruz. Hidrolojik çevrimde su buharı arttığında buna bağlı olarak yağışların yaklaşık olarak %5 mertebesinde Global anlamda arttığını görüyoruz.

Fakat önemli noktalardan bir tanesi hidrolojik döngü karakteristiklerin çok ani olması, özellikle sıcak olmasının beraberinde getirdiği konvektivite çok kısa zamanlarda çok şiddetli yağışların meydana gelmesine veya yağış tipinin değişmesine neden oluyor. Yani kar yağışları yerine daha çok yağmur görebiliyoruz.

Tabii ki Global anlamda yağışlar değişti ama yağışlarda hızlanma dan dolayı bir artış var. Bütün  dünyanın her noktasında yağışlarda  çoğu yerde artış gözlemlenebiliyor.

Dünyanın genel sirkülasyonuna baktığımızda maalesef bizim enlemlerimizde Akdeniz havzasını ele aldığımızda verileri değerlendirdiğimizde ciddi anlamda yağış eksiklikleri görmeye başladık. Enlemlerdeki siklon aktivitelerinde anlamlı azalmalar olduğu görülüyor. İlkbaharda daha erken zamanlarda kar erimeye başlıyor.

Çoğu bölgede karla kaplı alanlar azalıyor.  Buna bağlı olarak da göl ve nehirlerin donma ve erime tarihleri değişti. Özellikle kutup bölgelerine düşünürseniz Kutup bölgeleri buz alanların buz kütlelerinin olduğu bölümler önemli miktarda erimeler var. Antartika’ daki özellikle buz alanlardaki azalma çok ciddi boyutlarda yani 2030 ‘ lu yılların ortalarına doğru artık Eylül ayında kutuplarda buz miktarının önemli ölçüde azalacağı öngörülüyor.

Okyanuslarda da ciddi değişimler var yani okyanusların ısınmanın artmasının olumsuz etkileri vardır. Çünkü okyanusta önemli miktarda atmosferdeki karbondioksidi absorbe ediyor. Oksijen konsantrasyonunda bir azalmanın olduğuna dair kanıtlar mevcuttur.

https://i.gyazo.com/63bd82e28f947b8706ad4d8f37baebcc.png

 Bunun beraberinde işte fırtınaların karasal alanlara girmesi tatlı suların tuzlanması gibi nedenler ciddi anlamda ekonomik kayıplar yaratacaktır. Enerji ,Ulaşım ve sağlık üzerindeki etkilerini net bir şekilde göreceğiz. Arazi kullanımında yaptığımız değişiklikler yani yeşil alanları yok ederek şehir alanları yaratmak yani Şehir Isı Adaları oluşturmak demektir.

Plansız  altyapıya sahip olmamız ve arazi kullanımının değişiklikleri iklim değişiminin etkilerinin daha da alevlendiriyor, şiddetlendiriyor. Bu konuda bütün dünyada aslında iklim değişikliğine karşı bir uyanma var aslında ve bir söz sahibi olma isteği var. Özellikle gençler arasında giderek yaygınlaşmaya başladı diyerek açıklamalarına son verdi.

 Meteoroloji Müh.Doç.Dr.Barış ÖNOL  ; Sözlerine ;İklim değişikliği senaryoları için  farklı farklı modellerle süper bilgisayarlarla çalışıyoruz. Farklı modeller kullanmamızın amacı belirsizlikleri en aza düşürmek. Bu model dediğimiz şey ne diye tanımlamamız gerekirse model; atmosferik olayların  iklim bileşenlerinin içindeki fiziksel ve dinamik olayların matematik çözümlerinin bilgisayar kodu ile  bilgisayarlarda çözümünden oluşuyor diyerek başladı.

Açıklamasına ; Türkiye’de 2019’a kadar sıcaklıkların nasıl değiştiğini hemen göstermek istiyorum aslında çok yapılan bir hata var, iklim değişikliği ile iklim değişkenliği karıştırılıyor.

İklim  değişkenliği doğal faktörlerden meydana gelen değişkenlik(Okyanusun ısınması,güneş aktiveler) bir de insan kaynaklı iklim değişikliği var.Bu ikisinin toplamı bize iklimi veriyor. 

Yıllar geçtikçe sıcaklık artmaya başlıyor.Türkiye büyük bir ülke.Ülkenin her bir yanı değişik topografik yapıya sahiptir.Haliyle sıcaklık artışı da değişkkenlik arz ediyor.           

Kış aylardaki  şubat 2020 ayındaki Rusya ve  Sibirya’da sıcaklıkların normallerin üzerinde 6,7,8 derecelik artışların  olması korkutucudur.Bunda kutuplardaki buzun erimesini etken olarak kabul edebiliriz.Gri renkler buzullardır.Yıllar geçtikçe bu renklerin kapsadığı alan azalıyor.

İklim değişikliği farklı doğal etkenler ve insan faktöründen kaynaklı olmaktadır. İklim değişiminin nedenleri bu ikisinin toplamından oluşmaktadır. Yaz aylarını normallerin altında, kış aylarını ise normallerin üstünde geçirebiliyoruz, Genel olarak ısınmaya doğru bir eğilim olmaktadır. Türkiye’ nin her noktası aynı iklim değerlerine sahip değil.

Hava ve atmosferik sistemlerin hepsi bölgesel sıcaklıkları etkilemektedir. Giderek ısınıyoruz. Hemen bu kışa bakacak olursak 2020 kış anomalisini görebiliriz.

Sıcaklığın normallerin üzerinde olduğu görülüyor, iklim verileri için 30 yıllık ortalamaya bakarak bu periyottan o senenin sıcaklıklarının yüksek olduğunu çıkarıyoruz. Bu kış normallerden 8-10 derece daha sıcak geçti.

Kışın yaşanan bu sıcaklıkların sonucu yazları yangınlara sebep olabiliyor. Bu Haziran ayında  30 C derecenin üzerinde sıcaklıklar gördük, bu inanılmaz. Şu anda Sibirya’ da hala söndürülemeyen yangınlar var. Kaliforniya aynı şekilde. Geçen sene Avusturalya’ da yine aynı şekilde yangınlar söndürülemedi.  Bu sıcaklıkların ekstrem değerlerinden kaynaklanıyor diyerek devam etti.

 Aslında bu sadece gelecekte olacak olanın küçük bir fragmanı.

Gelecek Senaryolar İçin Türkiye Nasıl olacak?

1981-2005 yılları arasında 65 in üzerinde simülasyon üretilmiştir. Bu simülasyonların sonucu, her biri farklı yıllarda farklı sıcaklıkların olduğu görünüyor. Ama sonunda trend hep yukarı doğru ve çok hızlı. Şu an baktığımızda dünya için daha iyi bir senaryo yok.

İklim değişikliğine karşı daha iyi bir senaryo göremiyoruz. Biz bu şekilde davranmaya devam edersek başımıza gelecek olan şeyler hiç iç açıcı değil.

Gelmiş geçmiş en sıcak Eylül ayını yaşadık, 35 dereceyi gördük, Adana da 38-40 dereceler vardı. Bu durum normal bir durum değildir. Önümüzdeki 25 yıllık simülasyonlara baktığımızda; 2050 den sonra artış daha da hızlanıyor. Doğu Anadolu bölgesinde sıcaklık artışı daha da fazla oluyor. +4 dereceyi buluyor.

Yağışların gelecek iklim senaryolarıyla  tahmin edilmesi biraz daha zor. Genel olarak Akdeniz havzası çanağı içinde yağışların azalacağını biliyoruz. 25 yıllık simülasyonları İncelediğimizde önümüzdeki 100 yıl için %25 lere dayanan yağış azalması var.

Alansal olarak dağılımlar ilk 25 yılda kışın yağışların çoğu Karadeniz bölgesinde oluyor. Bütün kışlara bakıldığında Akdeniz bölgesindeki yağışın azaldığını görüyoruz. Bu Akdeniz bölgesi için büyük bir tehlikedir.

  Bir plan yapılacaksa buna göre yapılması doğru olur. Karadeniz de yağışların büyük bir kısmı yazın görülüyor. Asıl problem “Kış yağışları” dır. Bize Akdeniz üzerinden gelen sistemlerin azalması, geneli de etkiliyor. Senaryolara bağlı olarak bir değişiklik küresel anlamda yapılmaz ise KIŞ KURAKLIĞI ile karşı karşıya kalınacaktır

Doğu Anadolu da  kış yağışları kar olarak birikiyor, Mart sonundan itibaren bizim bu kar yağışlarıyla büyük nehirlerimiz akarsularımız besleniyor. Buradaki sıcaklık artışları kar miktarında ciddi azalmalara neden oluyor. %10-20 arasında… Önümüzdeki 25 yıl içinde ciddi azalmalar görülüyor. Bu yüzyılın çeyreğinde %60 lara kadar azalmakta

Bir başka durum da Marmara Bölgesindeki aşırı yağışlar. Bunu iklim simülasyonuna uyarladığımızda en şiddetli yağış senenin %5 lik kısımda… 50 kg günlük yağışlara baktığımızda son 10 sene de artış var.

Bu daha fazla şehir seli, daha fazla insanın bu durumda etkilenmesi, daha kuvvetli dolu ve fırtınanın olması ve daha fazla zarar olarak görülmektedir. Bu durumları gelecekte de daha fazla görmeye devam edeceğiz.

https://i.gyazo.com/5d19f2090851deb8b1ef04bbcbd9acee.png

Şekilden de anlaşılacağı üzere; geleceğin iklim senaryolarına göre,2050 den sonra sıcaklığın daha artacağıdır.Doğu Anadolu bölgesinde sıcak +4 dereceyi buluyor.

Bir de  bunun yağışı var.Hep sıcaklıktan bahsettik.Yağışın tahmin edilmesi daha zor.Akdeniz havzasında da şekilden de görüleceği üzere yağışların azalacağıdır.

https://i.gyazo.com/e60ad39ffa100dc2be3079dd03cc833f.png

Şekil de Gri renk similasyonu,kırmızı renk ise similasyonların ortalamasını göstermektedir.Yağışlarda Yüzyılın sonunda yağışlarda günümüze göre %25 azalış var.

Sözlerine ; Akdeniz havzasında  yağışların azalacağı olup netice de kuraklık baş gösterecektir.Yağışlar da mevcut senaryolara göre  ençok Karadenizde olacağı öngörülmektedir.

Bütün kış yağışlar kar olarak birikiyor,mart sonundan itibaren bizim büyük nehirlerimiz, akarsularımız besleniyor. Aslında Doğu Anadolu bölgesi  su deposudur.Sıcaklık  artışı nedeniyle önümüzdeki 25 yıl içerisinde %20 den fazla  giderek Mart ayı için %50, hatta %60,70 oranında azalıyor.Anlamı ise kar erken eriyor.Bir başka deyimle su depomuzdaki su bitiyor.

Yağışın bir başka türü de aşırı yağışlardır.Halk haliyle etkilenecektir.Bir de doluya çevirdiği zaman zarar kaçınılmaz oluyor.Gelecek de bunu daha fazla buharlaşma aşırı yağış olarak  ,daha fazla  şehir seli demek,daha fazla halkın etkilenmesi demektir.

Son olarak kentsel dönüşüm.Bütün bu başımıza gelenler ,insanın bitmez tükenmez hırsı,aç gözlülüğünden kaynaklanmaktadır diyerek son verdi.

Meteoroloji Müh.Ceren Ballı GÖZEN : Sözlerine ; İklim değişikliğinin etkilenebilirlik  safhası konusunda bilgi verecem.Konuya geçmeden önce geçen sene Su Yönetimi Genel Md.lüğü ile tamamladığımız iki projeden bahsetmek istiyorum. Bu iki proje de aslında etkilenebilirlik hakkında yapılan çalışmalardı diyerek başladı.

Bu projelerden ilki Akdeniz bölgesinde Seyhan, Ceyhan ve Asi havzalarında kuraklık yönetim projesi hazırladık. İkinci proje ise büyük bölümünü kar yağışı oluşturan Yukarı Fırat Havzasında yani Keban barajında iklim değişikliğinin kar yükü yani erimenin akarsularda meydana getireceği etkileri tesbit etmek üzerine idi.

https://i.gyazo.com/b76c78a0ad486cd2e30a592c52cb97b9.png

Açıklamasına ; Küresel ısınma devam ettikçe; Şiddetli yağışlar,seller, kuraklık,fırtınalar, sıcak hava dalgaları,orman yangınları, deniz seviyesinin yükselmesi yaşamı ve kentsel ekonomiyi olumsuz etkilemektedir.

Türkiye’nin 7 coğrafi bölgesindeki yağış miktarında yıllar geçtikçe azalmalar hatta bu oran %25’e varmaktadır.4.5 senaryosına göre; atmosferde kalması planlanan  CO2 oranını biz çoktan aştık.Beklentimiz 4.5 senaryosunu aştığı için 8.5 senaryosuna haline geldiğini söyleyebilirim. Sıcaklığın  genelde 5 ve 6 derece artacağını görülmektedir.

İklim değişikliğinin insanlar üzerine, ekonomik sektörlere  ve sosyo  ekolojik  etkilerini ölçebilemek  için ve  sebep sonuç ilişkilerini kavrayabilmek için etkilenebilirlik değerlendirilmesinin yapılması gereklidir.

Etkilenebilirlik; İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı başa çıkamaması/karşı gelinemeyişi durumudur. Bu tanım esas alındığında görselde görülen Etkilenebilirlik ;Mazuriyet, Duyarlılık ve Uyum  kapasitesi bize sistemin hassas olup olmadığını,eğer hassas ise bunun ne ölçüde olduğunu göstermeye çalışıyor.

Etkilenebilirliğin ilk bileşeni olan Mazuriyet doğrudan iklim parametreleri ile ilişkili ve  değişimin karakteri, ne büyüklükte olduğu ile ölçülüyor.Bazı durumlar da yüksek mazuriyet görülebilir,yüksek uyum kapasitesiyle bertaraf edilebilir.

https://i.gyazo.com/a33a4d2cb0789fbefcb8b12285cc3f8c.png

Mazuriyet; şiddetli yağışlar,kuraklık,orman yangınları,sıcak hava dalgaları ve fırtınalar gibi aşırı hava olaylarıdır.Bazı durumlarda yüksek oranda mazuriyet durumları gözlenebilir.Fakat yüksek oranda mazuriyetin etkisi,yüksek uyum sağlama kapasitesi ile giderilebilir.

Bu projeleri yapmaktan amacımız; şehirlerimizin uyum kapasitesişni yükseltmektir.

İkinci bileşenimiz olan duyarlılık ise; sistemin  belirli bir iklim değişikliği mazuriyetinden olumlu veya olumsuz  etkilenmesi   derecesini gösteriyor .

Duyarlılık sistemin doğal  ve fiziksel özelliklerine göre şekilleniyor. Mazuriyet ve duyarlık,iklim değişikliğinin potansiyel etkisini belirler. Örneğin aşırı yağışlar mazuriyet ise dik yamaç bir bölge  yani duyarlılık biraraya geldiğinde erozyonu meydana getirirler.Kaynakların yönetimi ve insan yönetimi duyarlılığı kapsamaktadır diyerek devam etti.

Sözlerini ; Etkilenebilirliğin son bileşen uyum kapasitesi ise; sistemin iklim değişikliği, değişkenliği ve bunun muhtemel zararlarına uyum sağlama ,fırsatlarından yararlanma veya bunun sonuçlarıyla  başa çıkabilmesidir.

Uyum kapasitesi; uyum önlemlerini  oluşturmak için sistemin bilgisine, teknolojisine, ekonomik gücüne ve kurumsal yapılanmasına bağlıdır.Sosyo ekonomik ve finansal gelişmişlik önemlidir.

Tarımsal gelişmişlik,kayıp ve kaçakların önlenmesi uyum kapasitesidir.Örneğin:Etkin sulama sistemlerinin kullanılması,kuraklık yönetim planlarının oluşturulması,asi/ceyhan deltaları uygulamaları gibi.Ellerindeki hortumlara delik açarak damlamalı bir sistem oluşturan çiftçiler etkin olmaya  ve çaba göstermeye çalışmaktadır.

Sonuç olarak ; sektörel ulusal ve yerel de yapılan uygulamalar ile yani aldığımız uyum önlemleri ile Duyarlılık arttığında sektörler daha fazla etkileniyor.Her sektör iklim değişikliğinden etkilenmektedir.

Bu çalışmalar da paydaşlarla doğru çalışmanın önemi büyüktür.Ölçülen verilerin doğru kullanılması ve iletilen sonuçların uygulanması için paydaşlara ihtiyaç vardır diyerek son verdi.

Sonuç olarak ;, Bu seminerden alınacak dersin başında ,tedbir alınmadığı takdirde;daha çok deprem hariç meteorolojik afetlerin giderek artacağı ,bu durumun ülkelerin ekonomik düzeylerini etkileceği ,

Kış kuraklığı ile karşı karşı gelineceği,mevsimlerin Sıcak yaz-ılık kış modeline döneceği ,yağışların azalması beraberinde kurakliğı meydana getireceği ve de muhtemel gıda krizinin ufukta gözüktüğü gelmektedir.

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Takip edin ve beğenin:
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial