Koronavirüs salgınından sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak !…

Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinin Ayvalık Temsilciliği olarak ; Çin’in Whuan kentinde ortaya çıkan ve dünyaya yayılan koronavirüs salgınından sonra  dünya da  hiçbirşey eskisi gibi olmıyacak  gibi geliyor.Dünya da yaşamı  etkileyen bu corona virüsün yaydığı salgın hastalığa gelişmiş ülkelerin de bu pandemine hazırlıklı olmadığı, ülkelerin sağlık sistemlerini sorgulama gerektiği  ortaya çıkmıştır.

Whuan da olduğu gibi batı dünyasında da ,Metropollerin kırsallara doğru hızlı kentleşerek  genişlemesi ,beraberinde bazı  sorunları da getirmiştir.Dolayısıyla yaban hayatla temasla ,yaban hayvanlarının yaşam alanlarının yok edilmesi  sözkonusudur.Bu anlam da insanlar,doğal hayata aşırı müdahale  etmesi sonucu  dengeler bozulunca da yaban hayvanla bu yakınlaşma günümüz de küresel tehdite dönüşmüştür.

Salgından önce;bildiğimiz gibi Amazonlarda ve Avustrulya’da devasa yangınlar  yaşandı.Bu yangınlar ile  küresel ısınma arasında ilişki çok açık biçimde ortadadır.

Küresel ısınma da iklim değişikliğine yol açmaktadır.

Corona virüs ile iklim krizi arasında doğrudan bir ilişkisi kuramayız.

Kurmamız için bilimsel verilere ihtiyaçımız vardır.Öncelikle ifade etmem gerekirse Coronavirüsü bizler için bir test olmuştur.İklim değişikliği ile dolaylı etkisine geçmeden önce  iklim değişikliğinden bahsetmek istiyorum.

İklim krizi; insan sağlığı açısından  enbüyük küresel krizdir.

İklim krizinde baş aktör ,karar verici konumda olan Belediye Başkanlarıdır.

Öncelikle iller de İklim Büyükşehir Belediye Başkanlığında ;  İklim Değişikliği Daire Başkanlığı,ilçe Belediyeler de ise Belediye bünyesinde  iklim değişikliği şubesi; 8 NİSAN 2020 gün ve Sayı :31093 sayılı resmi gazete de yeni yayınlanan ,BELEDİYE VE BAĞLI KURULUŞLARI İLE MAHALLİ İDARE BİRLİKLERİ NORM KADRO İLKE VE STANDARTLARINA DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK ile noksanlık giderilmiştir.

İklim krizinde başarı elde edilmek isteniyorsa önce Belediye Başkanlar daha sonra  belediye de tüm çalışanlar eğitime alınmalıdır.Çünki iklim değişikliğinde başarı kazanmak,çözüm yolları üretmek takım çalışmasını gerektirir.

İklim değişikliğine karşı serin çatılar   

Yaz aylarında insanlar özellikle siyah ve koyu elbiseler  genel de giymezler.Çünki güneş ışığını, bu koyu elbiseler çeker,vücudumuza verince hararet olur.Çatılar da öyle. Koyu renkli çatılar ışığı emerler. Tekrar ışığını yansıtmazlar.Tüm sıcaklığı binaya verirler ki bina da klimasız oturmak imkansız hale gelir.

Avrupa’da ve bazı diğer ülkelerdeçatıların rengi beyaz veya ışığı yansıtabilen renklerden seçilmiştir.

Hayatımızın önemli bir bölümünü yaşadığımız binalarda da iklim değişikliğine karşı  önlem alınması değişiklikler  yapılması gereğini ortaya çıkarıyor. Buda değişik sektörlerin bir araya gelmesi ile oluşan inşaat sektöründe konu üzerinde çalışmaları tetikliyor. 

Özellikle sıcak bölgeler için binalarda çatı ve cephelerinde kullanılan serin malzemeler, ışığı yansıtır ve bu malzemelerin  ısıyı yayılım yolu ile ortama bırakma oranı yüksektir.

Serin malzemelerle üretilen “serin çatı ve cepheler” binalar da ayrı bir konfor ve ekonomi sağlamaktadır.

Serin çatılar, serin malzemeler kullanılarak güneş ışınlarını yansıtan, özellikle sıcak iklim bölgelerinde yaz aylarında binanın soğutulmasına yardımcı olarak bina kullanıcılarının enerji ihtiyaçlarını önemli bir ölçüde azaltan sürdürülebilir bir çatı teknolojisi olarak tanımlanabilir. Serin çatılar, özgül ısı ve termal yayılım değerleri düşük, termal iletkenlik değeri yüksek yüzeylerdir.

Dünya şehirleri, artan kentsel sıcaklıklarla mücadele etmek için açık renkli yollar ve çatı bahçeleri gibi kentsel ısı adası etkisini azaltan tedbirler alıyor.

Belediye Başkanları ilçelerinde çarpık kentleşme, ısı adacıkları oluşmaması için tedbir almak zorundadır. Büyük yerleşim birimlerinde yaşayan insanların hissedilen hava sıcaklıklarına ilave olarak şehirler üzerinde oluşan ısı adacıklarından da etkilenmesi kaçınılmazdır.

Isı adacıklarının temel nedeni ise şehirleri oluşturan tüm yapıların imal edildiği malzemelerdir. Gün boyunca güneş enerjisi depolayan bu yapı malzemeleri belli bir depolama sürecinden sonra enerjiyi tekrar geri verirler.

Bu yüzden, şehirlerde yaşayanlar, caddelerde, sokaklarda, hatta parklarda bile gezerken bu yapı malzemelerinden yansıyan sıcaklıkları hissederler. Bu durum sıcaklıkların insanlar üzerindeki etkisini daha fazla artıran temel faktörlerden birisidir

Yaz mevsiminde çok sıcak olan şehirler, yeni binaların çatılarında bahçe yapılmasında, mevcut çatıların açık renk boyanmasında, yolların açık gri olmasında, sokaklara ve açık alanlara ağaç dikilmesinde ısrar ederek çeşitli önlemler alıyorlar.

Kırsal alanlarda bile çiftçiler tarafından seçilen ürün türünün bir etkisi vardır – güneş ışığının arpa %23’ünü, şeker pancarı da %26’sını uzaya yansıtır. Ne yazık ki, bunların hiçbiri küresel ısınmayı durdurmuyor ama yavaşlatıyor ve biraz daha zaman kazandırıyor.

Bu süreçte iklim ve ekoloji krizi göz ardı edilmemeli ve siyasi gündemden çıkarılmamalı.

COVID-19 Krizi Sırasında İklim İletişimine İlişkin İpuçları

Küresel ölçekte yaşanan COVID-19 krizinin ekonomik, politik ve sosyal etkileri dakikalar içinde değişiyor. COVID-19 krizi, ülkelerin ve küresel sistemlerin büyük şoklar karşısında ne kadar kırılgan olduğunu gözler önüne sermenin yanı sıra önemli dersler sunuyor.

Mevcut krizi iklim değişikliğiyle ilişkilendirme ihtiyacının temel bir sebebi var; yaşanan krizden dersler çıkarmak ve iklim risklerine karşı hazırlıklı olmak amacıyla kırılganlık, dayanıklılık, sistematik tehditler ve toplumun doğası üzerine düşünmek gerekiyor.

İletişim yapılırken, COVID-19 salgınının insanlık üzerinde sebep olduğu trajediye dikkat çekilmesi; virüsün yayılmasını engellemek ve krizi yaşayan insanlara yardım etmek amacıyla acil önlemlerin önemine vurgu yapılması gerekiyor.

Korona virüsü, iklim değişikliğine bir çözüm değildir. Salgın sebebiyle karbon emisyonlarının ve hava kirliliğinin kısa vadede azalmış olması  sevinecek bir durum olup kutlanacak bir gelişme değildir. Hiçbir şey insan hayatından önemli değildir.İklim krizi için başka çözüm yolları  bulmamız gerekmektedir.

Koronavirüs krizinden çıkarılan en önemli ders, erken hareket etmenin ne kadar önemli olduğudur. Bu nedenle, iklim değişikliği ve biyolojik çeşitliliğin azalması ile ilgili riskler konusunda harekete geçmeliyiz.

“Dünya eşi benzeri görülmemiş bir kriz içerisinde. Sadece birkaç haftada tüm dünyayı sarsan COVID-19 küresel salgını, büyük çaplı bir insanlık trajedisine ve hâlâ tüm etkilerini öngöremediğimiz tarihi bir ekonomik aksamaya yol açtı.

Odak noktamızda ise küresel salgın ve yol açtığı olumsuzluklar ile mücadele etmek bulunuyor.

COVID-19 krizinden çıkarılabilecek ders, erken harekete geçmenin hayati önem taşıdığı. Yani, iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kayıplarının risklerini ve maliyetlerini azaltmak istiyorsak, taahhütlerimizin arkasında

Avrupa Komisyon’u, bu krizi atlatırken Avrupa Yeşil Düzeni’ni bir çerçeve olarak kullanmaya ve böylece hareketin hızının kesilmemesini sağlamaya davet ediyor.

COVID-19 krizinin oluş nedenleri    ;

-Doğayı kökten değiştiriyoruz; dünyada el değmemiş hiçbir yer yok.

– Arazi bozunumunun/topraktaki değişimlerin büyük bölümünden sorumlu olan tarım ve madencilik doğanın yok olmasına neden oluyor. 

– Doğa bizim hızımıza ayak uyduramıyor ve biz eylemlerimizin bedelini korkunç bir şekilde ödüyoruz

– Son dönemdeki neredeyse tüm pandemiler hayvanlardan kaynaklandı, ancak hastalıkların yayılmasına insan faaliyetleri sebep oldu.

– Dünyamızı insanlar için giderek daha tehlikeli hale getiriyoruz – doğayı daha fazla yok saymayı göze alamayız.

– Doğaya iyi bakarsak doğa da bize iyi bakar – doğa biz insanların çabalarına güç katar.

– Dünyamızı insanlar için giderek daha tehlikeli hale getiriyoruz – doğayı daha fazla yok saymayı göze alamayız

– Doğayla barışık iyileşme yöntemleri hepimiz için çok daha iyi ve gerekli – önleme tedaviden yeğdir.

Gelecekteki pandemi riskini azaltmak için atabileceğimiz en acil adımlardan birisinin doğayı korumak olduğunu göreceğiz

Yap insan, sağlık ve çevre sektörü bütünleştirilmelidir (Tek Sağlık Yaklaşımı). ısal değişimlerin biyoçeşitlilik kaybını arttırmak yerine telafi etmesini sağlamalıyız.

– insan, sağlık ve çevre sektörü bütünleştirilmelidir (Tek Sağlık Yaklaşımı).

– Ormanlık alanlarda ve yüksek hastalık riski taşıdığı belirlenmiş diğer alanlarda ortaya çıkan hastalıkların izlenmesine ve bu hastalıklara müdahale edilmesine yönelik yatırımlar arttırılmalıdır.

Salgından Ders Çıkarılır Mı?

COVID-19 salgınını atlattıktan sonra sormamız gereken çok soru olacak. Örneğin 1 Aralık 2019’da Çin’de ortaya çıkan bir virüs nasıl oldu da 3 ay gibi kısa bir sürede tüm dünyaya yayıldı sorusu bence virüs hangi hayvandan insana geçti sorusundan çok daha önemli.

Cevabının küreselleşme ve tüm dünyada hâkim olan kapitalist ekonomik sistem olduğu açıkça belli olduğu bu soruya yeni sorular da eklenebilir. Örneğin bu salgından bir ders çıkartabilecek miyiz? İklim kriziyle mücadele etmek ve seragazı salımlarını azaltmak için küresel ölçekte adımlar atılabilecek mi?

Yapılması gerekenler az çok biliniyor.

 Örneğin COVID-19 benzeri salgınların bir daha yaşanmaması için yaban hayvanları ticaretinin yasaklanması  ve avcılığın önlenmesi ilk akla gelenler.

 Ancak ekosistem tahribatlarını önlemez ve iklim değişikliğini durdurmazsak bu önlemlerin tek başına yetersiz kalacağı da ortada. Bilim insanlarının yıllardır ekolojik kriz ve iklim krizi ile ilgili uyarıları, bu krizlerin önlenmesi için yaptıkları öneriler karar vericiler tarafından çok fazla önemsenmedi.

Geldiğimiz noktada yaşanan salgın musibeti, bilim insanlarının nasihatlerinin daha iyi anlaşılmasını sağlar mı? Bir musibet bin nasihatten iyi midir?

COVID-19  virüsünün  çevrede ve toplumda  yol açtığı  olumlu değişiklikler   

Koronavirüsün çevrede yol açtığı değişiklikler ilk kez uzaydan görünür hale geldi. Derken bir yandan hastalık, öte yandan da tecrit yaygınlaştıkça bu değişiklikler üzerimizdeki gökyüzünde, ciğerlerimizdeki havada ve hatta ayaklarımızın altındaki zeminde hissedilir oldu.

-İnsan kaybı dehşet verici bir şekilde Wuhan’da bir tek vakadan başlayıp küresel bir salgına dönüşür ve şimdiye kadar 88 binden fazla insanın ölümüne yol açarken, öyle görünüyor ki doğa gittikçe daha rahat nefes alabilir oldu.

-Otoyollardan araçlar eksilir ve fabrikalar kapanırken, peş peşe birçok ülkede tecridin başlamasını izleyen birkaç gün içinde şehirlerin ve sanayi merkezlerinin üzerini örten pis kahverengi kirlilik kuşakları seyrelmeye başladı.

 Önce Çin’de, sonra İtalya’da, şimdi de Britanya, Almanya ve onlarca başka ülkede karbondioksit ve nitrojen dioksit oranlarında yüzde 40’a varan geçici düşüşler kaydedildi. Bunun sonucu hava kalitesinde büyük ölçüde bir düzelme oldu ve astım, kalp krizi ve akciğer hastalıkları vakalarındaki risk azaldı.

-Onlarca yıldır dur durak demeden baskısını artırdığı halde insan ayak izinin yeryüzü üzerindeki ağırlığı birdenbire hafifledi. Hava trafiği mart ortasına gelindiğinde geçen yıl aynı zamana kıyasla yarı yarıya azaldı.

-Fosil yakıtlar

-Bu tecrit uygulamalarının fosil yakıt sanayisine darbe indirdiğine hiç kuşku yok. Yollarda daha az sürücüyle ve havada daha az uçakla birlikte benzin fiyatları geçen yıla göre neredeyse üçte iki oranında düştü.

Bu, iklim açısından nispeten iyi bir haber çünkü petrol, gezegeni ısıtan ve hava koşulları sistemini sekteye uğratan karbon emisyonlarının en büyük kaynağı. Bazı analistler bunun, emisyonlarda uzun süreli bir aşağı yönelimli eğrinin ve petrol için sonun başlangıcının işareti olabileceğine inanıyor.

Yaban hayatı ve biyolojik çeşitlilik

Her şeye rağmen, insanlar sokağa çıkma yasaklarıyla geçici olarak inzivaya çekilmişken bu boşluğu yaban hayatı doldurdu.

Şurası neredeyse kesin ki bu yıl otomobillerin ve kamyonların öldürdükleri hayvan sayısında önemli bir düşüş olacak. Sadece Britanya’da sırf bu yüzden her yıl 100 bin yaban domuzu, 30 bin geyik, 50 bin porsuk, 100 bin tilki ve bunların yanı sıra kukumav kuşlarıyla daha pek çok kuş ve böcek türü canından oluyor.

Bir çok yerel yönetim yol kenarlarındaki yeşillikleri biçmeyi erteledi.

Pandemik ve iklim riski arasındaki benzerlikleri, farklılıkları ve daha geniş ilişkileri anlamak, eylemlerimizi bilgilendiren pratik sonuçları elde etmek için kritik bir ilk adımdır.

Temel benzerlikler

-Pandemikler ve iklim riski, her ikisi de fiziksel şokları temsil etmesiyle benzerdir ve bu da bir dizi sosyo-ekonomik etkiye dönüşür.

Mevcut pandemik, belki de tam teşekküllü bir iklim krizinin arz ve talebe eşzamanlı eksojen şoklar, tedarik zincirlerinin bozulması ve küresel iletim ve amplifikasyon mekanizmaları açısından ne gerektirebileceğine dair bir önsezi sağlıyor.

-Pandemikler ve iklim riski de aynı özelliklerin çoğunu paylaşmaktadır. Her ikisi de sistemiktir, çünkü doğrudan tezahürleri ve vuruş etkileri birbirine bağlı bir dünyada hızla yayılır. Bu nedenle, ilk koronavirüs salgınının ardından petrol talebindeki azalma, pandemik büyüdükçe borsa düşüşünü daha da kötüleştiren bir fiyat savaşına katkıda bulunan bir faktör haline geldi.

-. Her ikisi de durağan değildir, çünkü geçmiş olasılıklar ve oluşumların dağılımları hızla kaymakta ve gelecekteki projeksiyonlar için yetersiz veya yetersiz olduğunu kanıtlamaktadır.

-Her ikisi de doğrusal değildir, çünkü sosyoekonomik etkileri belirli eşikler ihlal edildiğinde (pandemik ha Her ikisi de risk çarpanlarıdır, çünkü finansal ve sağlık sistemlerinde ve reel ekonomide bulunan şimdiye kadar denenmemiş güvenlik açıklarını vurgularlar ve şiddetlendirirler.

-Her ikisi de regresiftir, çünkü dünyanın en savunmasız popülasyonlarını ve alt popülasyonlarını orantısız olarak etkiler.

-. Son olarak, uzmanlar her iki yılda da sürekli olarak uyardıkları sürece (iklim riski hakkındaki tartışmanın daha yaygın olduğunu iddia etse de), “siyah kuğu” olarak kabul edilemez. Ve koronavirüs salgını, dünyanın her ikisini de önlemek veya yüzleşmek için eşit derecede hasta olduğunu gösteriyor gibi görünüyor.

Temel farklar

Benzerlikler önemli olsa da, pandemik ve iklim tehlikeleri arasında bazı önemli farklılıklar da vardır.

Küresel bir halk sağlığı krizi, hayatta kalmamız için cevap vermek için şartlandırdığımız yakın, ayrık ve doğrudan ayırt edilebilir tehlikeleri sunar. Aksine, iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler, kademeli, kümülatif ve sıklıkla kendilerini derece ve zaman içinde gösteren dağıtılmış tehlikelerdir.

Bunu söylemenin bir başka yolu, hem salgınların hem de iklim tehlikelerinin ortaya çıkmasının zaman çizelgelerinin farklı olmasıdır.

İklim tehlikeler birikimi riskli bir durum ortaya süre sonunda, bulaşıcı hastalık riski olan bir vaka var. Bulaşma, küresel ölçekte (şimdi tanık olduğumuz gibi) mükemmel bir şekilde ilişkili olaylar üretebilir; bu da tüm sistemi bir kerede vergilendirebilir.

Miguel B. Araújo, iklim değişikliğinin biyoçeşitlilik üzerindeki etkileri konusunda dünya çapında otoritelerden biri olarak kabul ediliyor.

İspanya, Portekiz ve Danimarka’daki araştırma enstitüleriyle bağlantılısı olan Prof. Araújo, araştırma ekibiyle birlikte korona virüs hakkında kapsamlı bir model ortaya koydu. Bu modelle virüsün ekolojik nişini, yani virüsün iklimsel tercihine bağlı olarak dünyada bulunabileceği yerleri gösteriyorlardı.

 

Sonuçlar yıl içinde sıcaklık ve yağıştaki mevsimsel değişiklikleri dikkate alarak virüsün ekolojik nişini tahmin etmekteydi.

Elde edilen tahmin sonuçlarının 3 aylık aralıklarla neyi işaret ettiği metin içinde verilen şekil içinde görülebilir.

 Şekil, maviden kırmızıya değişen renklere sahip dağılımlar içermekte ve renklerin maviden kırmızıya doğru kaydığı coğrafyalar virüsün bulunma olasılığın en yüksek olduğu yerler olarak belirtilmekte.

Yani, harita üzerindeki bu coğrafyalar virüs için iklimsel uygunluğun en iyi olduğu yerler.

Korona virüsün yıl içindeki dağılım izdüşümü (korona virüsün ekolojik niş modeli).

Yaz aylarında hangi ülkelerde risk artabilir?

Şekilden anlaşılacağı üzere, korona virüs için yayılma riski iklim uygunluğundaki mevsimsel değişikliklerle ilişkili. Bu sonuçlardan en önemli çıkarım ise riskin dünyanın kuzey ve güney yarım küreleri arasında olmayıp, dünyanın ılıman ve soğuk ılıman bölgeleri arasında olduğu.

Sıcak-ılıman kuşağa, Çin’in geniş kısımları, Orta Asya ülkeleri, İran gibi Asya ülkeleri, Avrupa’nın büyük kısmı, Türkiye de dahil, Yunanistan, İtalya, Fransa, Almanya, İngiltere, İspanya, Portekiz gibi ülkeler, Kuzey Amerika’da ABD dahil. Sıcak-ılıman ülkelerde COVID-19 virüsü sonbahar, kış ve ilkbahar gibi mevsimlerinde daha aktif.

Oysa Rusya’nın büyük kısmı, Kuzey Avrupa/İskandinav ülkeleri ve örneğin Kanada gibi soğuk-ılıman iklimin hâkim olduğu ülkelerde virüs ilkbahardan yaz sonuna kadar daha aktif ve risk yaz aylarında zirve yapıyor.

Bu noktada pandemi durumunun küresel olmakla birlikte, aynı yoğunlukta aynı anda her yeri etkilemeyeceği de tartışılıyor. Atlanmaması gereken bir nokta da kurak bölgelerin ılıman kuşağa göre düşük risk taşıyan bölgeler olarak değerlendirilmesi.

Bu çalışma iklime bağlı kalarak virüsün dağılımını yorumluyor. Ancak, iklim önemli bir değişken olsa da virüsün dağılımıyla ilgili her şeyi tek başına açıklamaya da elbette yetmez. Virüs taşınmak için bir konağa ihtiyaç duymaktadır. Pandemi durumunun en önemli nedeni olan bu konak ise insan. İnsanın hareket kabiliyeti ve davranışı konağın yoğunluğunu etkileyecek en önemli faktör esasında.

Dolayısıyla insan hareketlerini sınırlandırmaya yönelik atılan adımlar salgının yayılmasını şüphesiz engelleyecek. Sonrasında da iklime bağlı olarak yavaş yavaş virüsün ortadan kalkması mümkün olacak.

Sonuç, panik yapmadan, bilimsel sonuçlara itibar ederek sabırla bir süre daha izole kalmaya devam

    İTÜ İşletme Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı, 2008 Krizi’nin salt ekonomik değil, sosyal ve ekolojik boyutları olan küresel bir kriz olduğunu ve halen bu krizden çıkılamadığını söyleyerek, bir çözüm olarak ekonomik, sosyal ve ekolojik bakış açısına sahip Yeşil Yeni Düzen’in popüler hale gelmesinin şaşırtıcı olmadığını belirtiyor.

ABD’de Alexandria Ocasio-Cortez’in önderliğinde gündeme gelen “Yeşil Yeni Düzen” sadece iklim değişikliğiyle mücadeleyi öngörmüyor, ekonomik, sosyal ve çevresel bir düzen de tasavvur ediyor.

Yeşil Yeni Düzen tartışması 2009 sonrası Türkiye’de de yapıldı. Bu tartışmayı yürütenlerin eksikliği olsa da yaygınlaşması için ortam da açıkçası müsait değildi. Toplumsal sınıfların ekonomik ve siyasal anlamda mücadelesinin en yüksek olduğu bir zaman dilimine denk geldi. Ve o mücadele içinde arada kaynadı gitti.

Yeşil Yeni Düzen; sömürüyü ve fosil yakıtları değil,saygın işler ve temiz enerjiye dayalı bir dünyayı hedefler.İklim krizinin yarattığı sorunlarla  başa çıkmak için büyük ve cesur ekonomik dönüşümü işaret eden yeşil yeni düzen neden yol haritamız olmasın.?

Yeşil Yeni Düzen Neyi Hedefler ;

1.Ailelerin geçimlerini devam ettirecek  milyonlarca iş:

Kurşun borularını değiştirmek,binaları izole etmek, güneş enerjisi,rüzgar trübinleri üretmek, gibi faaliyetler

2.İklimin Sağlığı    :

Temiz enerji ekonomisine geçişte,yenilebilir enerji dağıtımı için akıllı şebekelere yatırım yaparak,enerji verimli üretimini teşvik ederek,toplu taşıma da düşük emisyonlu araçları yaygınlaştırarak hava kirliliğini azaltmak,

3. Temiz Hava ve Su  :

Tehlikeli alan atıklarını temizleyerek,zehirli hava miktarını ve petrol,gaz ve kömürün sebep olduğu kirliliği azaltarak,bugün en fazla zehre maruz kalan  beyaz olmayan topluluklar ve düşük gelirli  aileler için fayda yaratmak,

4.Düşük Maliyetler  :

Enerji verimli evler aracılığıyla  çalışan  topluluğun  ailelerinin enerji faturalarını azaltmak,rüzgar ve güneş enerjisine ulaşabilmeleri  ve toplu taşıma için daha sağlam seçenekler sunmak,

5. Dirençli Topluluklar :

Toplulukların artan iklim riskleri karşısında güvenliklerini ve büyümelerini sağlamak için daha fazla kaynağa ihtiyaç olduğundan yola çıkarak ; sellere direnç gösterebilmeleri için köprülere,kasırgalardan korunmak için sulak alanlarını iyileştirmelerine ve deniz seviyelerinin yükselmesinden etkilenmemek için kıyı korumalarına destek olmaktır.

Böyle bir dönüşümün hem dünya hem de Türkiye için maliyeti ne olabilir?

Türkiye’ye ilişkin dönüşüm maliyetinden başlamak daha kolay, çünkü bunun maliyeti neredeyse sıfıra yakın. Bugün Türkiye’de üretim yapacak mecali kalmamış (zombileşmiş) çoğu kirletici olan sektörleri sırf hayatta tutmak için akıtılan paranın haddi hesabı yok.

Covid-19 Sonrası İklim Krizini Gerçek Bir Kriz Olarak Ele Almak

Küresel Kovid-19 salgını bizlere, devletlerin kriz kapıda olduğunda tüm ülke ekonomisini durdurmak da dahil olmak üzere olağanüstü önlemler alabileceğini gösterdi. Bir yandan Kovid-19’a karşı alınan önlemler giderek sıkılaşırken, hemen her yerde tartışılan konulardan biri de, iklim krizi de gerçek bir kriz olarak ele alınsaydı, şimdiye kadar ne kadar yol almış olabileceğimiz.

 Gerçekten de bugüne kadar iklim krizine karşı uygulanmasının imkansız olduğu iddia edilen olumsuz ve hatta yıkıcı ekonomik etkilere sahip önlemler devletler tarafından Kovid-19’un yayılmasını durdurabilmek amacıyla teker teker uygulanmaya başlandı.

Elbette Kovid-19 salgını, birkaç haftalık bir süre içinde bile binlerce insanın ölümüne yol açabilecek olması ve alınan önlemlerin görece geçici nitelik taşıması sebebiyle iklim krizinden ayrılıyor. Bu sebeple Kovid-19 karşısında devletlerin  çok daha hızlı tepki vermesi bir nebze anlaşılabilir. Ancak dünyanın pek çok iklim kritik bölgesinde hali hazırda ciddi etkiler yarattığı bilimsel olarak da ortaya konulan iklim krizine hala bir kriz gibi muamele edilmemesinin nedenini anlamak gerçekten mümkün değil.

İklim krizinin yarattığı yıkıcı sonuçlara henüz katlanmak durumunda olmayan veya yaşadığı sorunların iklim krizi ile bağlantısını henüz kuramamış olanlar için bu krizi göz ardı etmek çok daha kolay. Özellikle dev fosil yakıt şirketlerine ev sahipliği yapan ve iklim krizi karşısında ekonomik çıkarlarını düşünen Batılı devletler, iklim krizinin en yıkıcı sonuçlarını doğrudan yaşayanlar değil.

 Pek çok Batılı devlet, kendi şirketlerinin ekonomik çıkarlarını koruma ve diğer devletler karşısında ekonomik olarak dezavantajlı konuma düşmeme kaygısıyla hareket ederken dünyanın farklı bölgelerinde çiftçiler kuraklıkla boğuşuyor, insanların yaşam alanları yükselen deniz seviyesi tarafından yutuluyor ve giderek sıklaşan afet niteliğindeki iklim olayları yerleşim yerlerini yok ediyor.

Buna karşın, Kovid-19 salgını ise herhangi bir coğrafyayla sınırlı kalmaksızın tüm dünyaya yayılmış durumda ve en önemlisi de Batı bu sefer doğrudan etkilenen tarafta bulunuyor. Dolayısıyla krizin merkezi haline gelmiş ve sonuçlarına katlanmaya başlamış olan Batılı devletler bu sefer ekonomilerini durdurma pahasına alınması gereken önlemleri hızla almak durumunda kaldı.

Elbette, Kovid-19’un dünya çapında bir salgın olması, hastalığın herkesi eşit derecede etkilediği anlamına gelmiyor. Ancak sonuçlara doğrudan katlanma riski ile karşı karşıya olmak bu önlemlerin gecikmeden alınmasında önemli bir etken. Öte yandan, her türlü kriz karşısında olumsuz sonuçlara en açık olan gruplar ve ülkeler Kovid-19 söz konusu olduğunda da yine orantısız bir risk taşıyor.

Evden çalışma lüksüne sahip olmayan işçiler, hiçbir sağlık güvencesi olmayanlar ve hatta kendini izole edebileceği bir evi bile olmayanlar bu krizden  yine en çok etkilenecek olanlar.

Benzer bir şekilde, bugüne kadar kömür santrallerinin sebep olduğu hava kirliliği sebebiyle kronik solunum yolu hastalıklarıyla yaşamaya mahkum edilenler kaçınılmaz olarak Kovid-19’a karşı da risk altındaki kişiler arasında.

İklim krizi ile mücadele uzun ve zorlu bir yolculuk olabilir ve bugün içinde bulunduğumuz, ekonomiyi tamamen durma noktasına getiren önlemlerin yıllarca uygulanması iklim krizi ile mücadelede en ideal senaryo olmayabilir

Ancak en yıkıcı sonuçlarla karşılaşmadan önce hala zamanımız varken iklim krizini durdurmak için önlemler almalı ve iklim krizinden en çok etkilenecek gruplar için adil bir dönüşüme hazırlanmalıyız. İklim aktivisti Greta’nın da dediği gibi iklim krizine gerçek bir kriz muamelesi yapmamızın zamanı çoktan geldi .

Aksi takdirde iklim krizi Kovid-19’dan çok daha yıkıcı ve kriz anında önlem alınarak engellenmesi mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir.

Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Emin Birpınar, aynı zamanda BM nezdinde İklim Değişikliği Başmüzakerecisi. Bu konuda Türkiye’yi uluslararası tüm platformlarda temsil ediyor ve daha beş hafta önce bir etkinlikte yaptığı konuşmada aynen şunu söyledi: “Çevre kirliliği meselesi aslında sağlık meselesi, önleyici hekimlik meselesi.

Eğer çevre kirli ise, su ve hava kirleniyorsa hastalıklar oradan çıkar. Son dönemde yeni bir hastalık çıktı. Önümüzdeki günlerde göreceksiniz, virüslerin üremesinin çevre kirliliği ile çok yakından ilgisi var.” Birpınar’ın yaptığı bu tespit sadece Türkiye için değil, sanayileştikçe ve geliştikçe maalesef çevre kirliliği konusunda çok kötü sınav veren başta gelişmiş ülkeler için de.

Dünya genelinde iklim değişikliğinin olumsuz etkileri her geçen gün daha artarken bu sorun sadece devletlerin ve yerel yönetimlerin mücadele edeceği bir konu olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Küresel riskler 2019 raporunda, iklim değişikliği ve doğal afetler ve olasılık sıralamasında ilk 5 risk arasında en üst sıralarda yer alıyor. Sanayi Devrimi’nden günümüze küresel sıcaklıklardaki yaklaşık 1 derecelik artışın sebep olduğu sonuçlar ortada.

2100 yılına kadar iklim değişikliklerinden en fazla etkilenen bölgelerden olan Akdeniz havzasında yer alan Türkiye’de sıcaklıkların 5 dereceye kadar artabileceğinin öngörüldüğünü göz önüne alırsak, başta sağlık ve gıda olmak üzere pek çok alanda yaşamı zorlaştıracak sonuçların doğmasının muhtemel olduğu görülüyor.

KAYNAK : iklimadaleti.org, Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı ve Bilimsel makaleler.

HABER : BÜLENT ÖZGEN

Takip edin ve beğenin:
Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial