Yaşam pratiğimizi değiştirmezsek korona, ‘morona’ olup tekrar kapımızı çalar!

GÜRHAN SAVGI’NIN YAZISI: Korona salgınından sonra dünyanın nasıl değişine dair her kafadan bir ses çıkıyor. Hislerine, ideolojisine ve çıkarına göre herkes ‘doğmamış çocuğa don biçme’ derdine düştü. Kimi kapitalizmin sonunu getiriyor, kimi ulus devletler yerle bir eden bir korona ihtilali zannına kapılmış durumda. İşi insanlığın sonunu getirmeye kadar götürenler bile var.

Herkes kendi simülasyonunu yapa dursun, korana hız kesince öncelikle hayat durduğu yerden usulca hızlanan tonda devam etmeye başlayacak. Günlük rutininin, alışverişinin, işinin özlemiyle yanıp, tutuşup eski tempoyu yakalayana kadar insanlar gayret edecek. Parası olmayan veya iş kurgusunu açık hesapla çevirenler sıkıntı çekecek. İşsizlik giderek azalsa da oluşan işsizlerin, iş başına dönmesi zaman alacak. Başımıza gelen ne afetler unutuldu. Bunu da unutup yolumuza devam edersek yeni bela yine tam da unutulduğunda kapımızı çalıverir!

İktidar salgını iyi yönettik, muhafetin temelli önerisi yok

İçinde bulunduğumuz toplum modelinde seçmenin iradesi yönetime dolaylı yansıdığı için biranda rota değişikliği zor gözüküyor. Yöneticilerin, salgının en can alıcı günlerinde dahi ‘ekonomi’ yi öncelemeleri bu konuda bir fikir veriyor. Politikacıların söylemleri, ‘aldığımız tedbirler sonucu ne kadar da az insan öldü’, ‘sistemimiz sağlam bak dış ülkelere bile yardım ediyoruz’ ana çizgisinde seyrini sürdürüyor. Salgın sonrası için politik gard alıyorlar. Fırsatını bulurlarsa muhalefete bir ters aparkat bile çakabilirler! Muhalefet ise belediyeleri eliyle minderin dışına düşmemek için çırpınıyor. Ancak bu sarsıcı salgın karşısında dahi toplumun hafızasında kalacak bir çözüm önerisi yok.

Doğa canlandı, kirlilik azaldı

Tüm bunlar olurken, insanın çekilmesi, doğal dengeyi bozan ve çevreyi kirleten tesislerin hız kesmesi sonucu dünyanın ve Anadolu’nun dört bir yanından hayvan ve bitkilerin işgal edilmiş geri döndüklerine dair görüntüler geliyor. Hava ve su kirliliği azalıyor.

Çevreyi tehdit eden projeler ara vermedi

Diğer yandan salgına rağmen çevreyi tehdit eden faaliyetler sürdü: Kanal İstanbul ihalesinin yapıldı. Bursa Yenişehir Kirazlıyayla, Artvin Cerattepe, Yusufeli gibi yerlerde maden ve enerji firmalarının inşaat çalışmalarını hızlandırdı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, solunum yolu hastalıklarının yoğun olarak yaşandığı Kahramanmaraş Afşin’de kurulmak istenen termik santral de dahil olmak üzere 37 adet ÇED Olumlu kararı verdi.

İhtiyaç kadar üret

Korona feylesofları tarımın da önemini keşfetmişe benziyor. Hep bir ağızdan; “üretim, üretim daha çok üretim’ diye beraber ve solo şarkılar söylüyorlar. Oysa ‘daha çok üretimin’ sürdürülemez olduğunu sanırım korona ateşiyle olacak es geçiyorlar. Bir akl-ı selim sahibi de şunlara çıkıp: “İhtiyaç kadar üret, azami tasarruflu tüket’ demiyor.

Korona salgınına rağmen Türkiye’de çevre ihlalleri artarak devam etti. Salda Gölü’nde milyonlarca yıllık beyaz kumlar taşınmak istendi

Dünya ekonomide 4 unsura odaklanacak

Koronadan sonra dünyada devletler ve ticari organizasyonlar; Üretimciler, pazarlamacılar, içe kapanmacılar ve işbirlikçiler olarak pozisyon alacağa benziyor.

Burada denge ne pahasına olursa olsun üretimde değil, planlı üretimden geçiyor. Pazarlamacılar ise her zamanki gibi emeği sömürüp, malı allayıp, pullayıp üretici fiyatı ile Pazar fiyatı arasındaki farktan nemalanmak isteyenler. Eğer birileri koronadan ders aldıysa bu yönde hareket edeceklere tavır almalı. İçe kapanmakta keramet bulduğunu zannedenler ise kendi küçük dünyalarını dahi muhafaza edemezler.

Kazıklamayı bırak, özverili ol!

İnsan faaliyeti azalınca doğanın güçlendiğini, sanal piyasalar, gayrimenkuller ve tüketim ürünlerinin insanlığı kurtarmayacağını gördük. Üstelik, mevcut ekonominin bugün bir koyun, yarın bir dana yemek zorunda olduğunu anladık.  Tüm bu dersler gözümüzün önündeyken çözüm ne; bu salgından ders çıkaran tüm insanlar kendi kategorilerinde bir araya gelmeli. Devlet yöneticileri, yöneticilerle, akademik dünya ve sivil toplum. Birbirimizi kazıklamak yerine özverinin itibar gördüğü, itibarın da gösterinin talep etmemesine rağmen özveri gösterenin kendisine maddi ve manevi kazanç olarak döndüğü bir dünya oluşturmalıyız.

Artık, sadece üreterek, pazarlayarak içe kapanarak insanlığın sorunların üstesinden gelemeyeceği ortaya çıktı. Çin’de hortlayan bir virüs, Amazon kabilesine kadar bulaşıyorsa çözüm, ancak ve ancak küresel iş birliğinden geçer. Özveriyle, adaletle…

Virüs, Amazon yerlilerine kadar ulaştı

Küresel anayasa şart

Şimdi bu iş birliğinin hijyenden, tarıma, tüketimden, üretime, dış ticarete kadar önce ahlaki ve hukuku anayasasının yazılmalı. Sivil toplum burada başlatıcı ve kolaylaştırıcı olmalı. Sonra pratik faaliyetlerle ve emin adımlarla küresel iş birliği nasıl olur ispat edilmeli. Aklı makam ve para da olan muhteris liderlerse eninde sonunda bu iradeye tabi olacaklardır.

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial