Kıyameti çağıran şehirleşme dışarı! Çevreye uyumlu üretim içeri…

Biz çevreciler, elimizden geldiği kadar önce kendi toplumumuzu sonra da tüm insanlığı ekosisteme taşıma kapasitesinden fazla yüklenilmemesi için uyarıda bulunuyoruz. Bunu yaparken akla gelebilecek en aşırı şekilde suçlanıyoruz. İçimizden bazıları mahkemelere bile düşüyor. Vahşice, çevrecilere karşı çıkanların temel güdüsü ekonomi ve siyasi çıkarlar.

Türkiye’de demokratik kazanımlarla bugünlere gelen hukuk istenen ölçüde olması da çevreyi tahrip etmesi muhtemel faaliyetlerle ilgili denetim yapıyordu.

Ancak yeterli olmayan bu durumu icraatlarının önünde engel gören siyasi irade yaptığı düzenlemelerle önledi. Flora ve faunanın hukukunun denetimini yapmak sadece mahalli ve merkezi idarelere kaldı. Tabii ki bu durumda korumanın ne kadar gerçekleştiğine dair fazla söz söylemeye hacet yok.

Çevre üst değer olmalı

Oysa çevre insanlık için en üst değerlerden biri olmak zorunda. Eğer böyle kabul edilmezse Nasrettin Hoca gibi üzerinde olduğumuz dalı keser bir duruma düşürülüyoruz. Korona salgını gösterdi ki; milyonluk şehirler kurarak afetlere karşı kırılganlığı artıyoruz. Yunanlı şehir plancısı Constantinos Doxiadis tarafından ortaya atılan, Ekümenopolis tanımlaması bugün dünyada sayıları hızla artan şehirleri tanımlamak için kullanıldı. Bu şehirler, salgın, doğal afet ve ekonomik krizlere karşı oldukça hassas. Kıyametin sebebi olacağına dair varsayımlar bulunuyor.  Türkiye’de inşaat sektöründe ölçünün kaçırıldığı bir gerçek. Mesele yatay mimariye geçtik gibi söylemlerle geçiştirilemeyecek derece temel anlayış değişikliği gerektiriyor.

Yönetime hakim olan ne pahasına olursa olsun büyüme ve hatalı yatırım politikaları sonucu; Anadolu’da da küresel kapitalizmin uzantısı olarak şehirleşme yüzde 92’ye ulaştı. Tarımsal üretim, büyük şirketlerce yapılacak bir iş olarak görüldü. Toprağından kopan milyonlar, büyükşehirlere göçtü. Asgari maaşlarla çalışıp, özendirilen aşırı tüketimlerle borçlandırıldı. Sadece madden değil kültürel ve manevi olarak da büyük erozyona uğradı.

Eğer Koronadan ders alınacaksa faize dayalı ekonomik sistem terk edilmeli, mahallinde küçük aile çiftçiliği ve üretimler özendirilmeli.

Çevreye etkisi bulunan her faaliyet, ‘ihtiyatlılık’ ilkesine göre hem idare hem de yargı tarafından denetlenmeli.

Sivil toplum ve vatandaşlar ise her türlü menfaate göre olaşan ‘seçim’ beklentisinin dışında karar alma süreçlerine katılmalı, ellerinden geldiği kadar denetim görevlerini yerine getirmelidir.

Salgın sürecinden sonra ilk ödevlerimiz böyle başlamalı…

TÜRKİYE ÇEVRE AĞI

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial
YouTube
Instagram