Bir altın uğruna ne ‘hilaller’ batıyor!


Çanakkale’ye 30 km mesafedeki Kirazlı Bölgesinde Kanadalı bir firma ve Türkiye’de kurduğu yerli ortağı ile çalışmalarına başladığı altın madeni projesi büyük infiale sebep oldu. Açılmak istenen maden şehrin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı havzasında. Kazdağı’nda kısıtlı bir milli park sınırı var. Oysa, bu dağ, ekolojik bütünlük içinde tüm çok daha geniş alana yayılıyor. Binler, Çanakkale Meydanından, ağaç kıyımının yapıldığı ormana ya da şantiye sahasına aktı. Geçen sene Kazdağları yöresindeki altın ve metalik madencilik projelerini yerinde görmek için incelemelerde bulundum. Bugün cerahat Kirazlı’da patlamış olmasına rağmen buzdağının görünen kısmı çok daha büyük. Marmara Denizinin güneyinden başlayan çok sayıda proje, Ege ve Akdeniz’e kadar tüm bölgeyi işgal edecek boyutlarda. Konuyu detaylarıyla bilmeyenler ‘ne var bunda?’ diyebilir. Altını topraktan ayrıştırmada kullanılan zehirli siyanür maddesi masum gibi gösterilmeye çalışılsa da uygulanan arazideki diğer element ve bileşiklerle tepkimeye girerek zehirli yeni oluşumlara yol açıyor.

Zehir, hastalık ve ölüm kol geziyor!

Bu duruma acı bir örnek Türkiye’nin en büyük altın madeni olan Uşak Kışladağ İşletmesinde yaşandı. Hayvanlar ani bir şekilde öldü. Anomali doğumlar yaygınlaştı. Bölgedeki sular hala limit değerlerin üzerinde zehirli maddelerle bulaşık şekilde akıyor.
Aslında Kazdağlarından, Akdeniz’e kadar yöreyi bekleyen tehlikenin boyutlarını görmek için ilk altın madeni Bergama ve Kışladağ’da ne olduğuna bakmak yeterli.
1 gram altın elde etmek için üst katmanlar ve cevherli bölümde dahil olmak üzere yaklaşık 3 ton toprak hafriyat ediliyor. Altına plastik örtü serilen geniş alanlarda her bir katmanda yaklaşık 10 metre yayılıyor. Üzerine 40 gün kadar basınçlı siyanür çözeltisi püskürtülüyor. Altın diğer bileşik ve madenlerden ayrılıyor. Katmanlar üzerine üzerine yüzlerce metre yükseliyor.
En fazla 15 yıl devam işletmeden sonra oluşan atık dağlarında elde edilen altının yüzlerce katı oranda bulunan demir, bakır, kadmiyum, arsenik gibi ağır metaller kıyamete kadar kaderine terk ediliyor. Yağmurlar, rüzgarlarla, yöreye, akarsu ve yeraltı sularına karışıyor.

Diğer bir tehlikede zaten sızdıracağı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED )raporunda itiraf edilen alttaki plastik örtüden sızan siyanür ve ağır metaller.
Vicdanlı bilim insanları bugünkü siyanürlü yöntemle altın üretilmemesi gerektiğine dikkat çekiyorlar. Bertarafının mümkün olmadığı uyarında bulunuyorlar.
Çevresel zararları yaşanmış örnekleriyle görmek isteyenler Uşak İnay Köyü Meydanındaki çeşmeye gidip içsin. Çevredeki çiftçiler ve hayvan sahipleriyle görüşsün.
Bergama Ovacık’a gidip, şirket tarafından siyanür havuzunda yüzdürüldükten ağır hastalıklara yakalan köy bakkalını işleten vatandaşla görüşsün.
Her iki bölgede de kanserler, düşükler ve ani ölümler artık sıradan karşılanıyor.

Bir defa açılan maden kapatılmıyor

Bergama ve Kışladağ açılan bir madenin asla kapatılmayacağının da bir abidesi gibi. Rezerv bitse bile ÇED Raporunda verilen sözler unutuluyor. Yörede başka küçük rezervler bulunup, kapatılması gereken işletmede değerlendirilmeye çalışılıyor. Bergama’da Türkiye’nin çam fıstığı gibi değerli bir ürününün istihsal merkezi olan Kozak Yaylası’nda bir işletmeden Ovacık’a kamyonlarla nakil yapılıyor. Birkaç ocak daha açılmak isteniyor. Çevrecilerin 3. atık havuzuna açtığı dava hala sürüyor.
Altın madenlerini savunanların ‘gelir’ ile ilgili gerekçeleri de oldukça komik. Devletin payı resmen yüzde 4. Ancak mevzuat hileleriyle yüzde 2’yi bile bulmuyor.

Devlete payı cüzi, sömürü var

Türkiye’de faaliyet gösteren devasa yabancı şirketler tam bir sömürgeci geçmişten geliyor. Toronto ve Londra Borsası’na kayıtlı olan bu şirketler gözlerine kestirdikleri üçüncü dünya ülkelerinde değişmez bir oyunları var. Tezgah şöyle işliyor: Önce hedef ülkede maden alınıyor. Bir proje tanıtım raporu hazırladıp çıkaracakları altın miktarını açıklıyorlar. Bir süre sonra yaptıkları araştırma ve etütlerle maden sahasında daha fazla rezerv olduğunu ilan ediyorlar. Uluslararası medyada bu havadik şişiriliyor. Bu şirketlerin işlem gördükleri borsalarda hisse seneti fiyatları artıyor.
Böyle daha kazmayı vurmadan, çıkaracağı altından kazancağı miktara yakınını cebine indirmiş oluyor. Hedef aldıkları ülkelerde düşük işçi ücreti ve kur farkında faydalanıp servetlerine servet katıyorlar.
Hedef aldıkları yörelerde asla çiftçiye sürekli gelir sağlayacak destekler vermiyorlar. ‘Sosyal rüşvet’ tabir edilen kendi işlerini gördürecek nakliye, hafriyat gibi işlere girmeleri için yurttaşları borçlandırıyorlar. Köyler arasında anlaşmazlıklar hızla artıyor.

Türkiye Çevre Ağı’nda yörede yaptığımız inceleme sonuçlarını, mağdurların videolarını yayınlayacağız. Bizi izlemeye devam edin. Hep yeşil kalın…

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial
YouTube
Instagram