Vahşi madenciliğin zehirli mirası

Dünyada ve Türkiye’de Madencilik ABD çevre koruma örgütü olan EPA, madencilik sektörünü, maden, taş ocakları, petrol ve gaz çıkarma faaliyetlerinin bir parçası olarak sınıflamakta ve madenciliği, metalik madencilik, metalik olmayan madencilik ve taş ocakçılığı olmak üzere üç ana sınıfa ayırmaktadır. Ülkemizde ise mevzuat tanımına bakıldığında madenlerin “yer kabuğunda ve su kaynaklarında tabii olarak bulunan, ekonomik ve ticarî değeri olan petrol, doğal gaz, jeotermal ve su kaynakları dışında kalan her türlü madde” olarak tanımlandığı ve altı grupta sınıflandığı görülmektedir. Dünyada yıllık 1,5 trilyon ABD doları değerinde 10 milyar tonun üzerinde maden üretildiği, bu rakamın % 75‘inin enerji ham maddeleri, % 10‘unun metalik madenler ve % 15‘inin endüstriyel ham madde üretimine ait olduğu belirtilmektedir. Madencilik sektörü birçok özelliği nedeniyle diğer sektörlerden farklılıklar göstermektedir. Bunlar arasında “madenlerin üretildiğinde yerine konulamayan tükenen varlıklar olması ve her aşamasının çok riskli oluşu, yatırımın geri dönüş sürecinin uzun oluşu, yer seçim şansının olmaması, bulunduğu yerde işletilmesinin zorunlu olması, madencilik faaliyetlerinin durması halinde yeniden üretime alınmasının maliyetli olması” yer almaktadır. Türkiye’de 60 civarında maden türünde üretim yapılmaktadır. Maden Tetkik Arama(MTA) verilerine göre, ülkemiz, toplam maden üretim değeri açısından dünyada 132 ülke arasında 28‘inci sıradadır, maden çeşitliliği açısından ise 10‘uncu sırada yer almaktadır. Madencilik sektö- rünün Gayrı Safi Milli Hasıla (GSMH) içerisindeki payı % 1.2 düzeyindedir. Bu payın ABD’de % 5, Almanya’da % 4.0, Kanada’da % 3.7, Avustralya’da % 6.5, Rusya’da % 22, G.Afrika’da % 6.5, Brezilya’da % 3 olduğu belirtilmektedir. Öte yandan, madencilik ve madene dayalı sanayinin birlikte GSMH içindeki payı % 12’yi bulmaktadır ve bu oran 22 milyar dolarlık bir miktara eşdeğerdir. Dünyada altın üretim miktarı açısından ilk sırayı Çin(351 ton) almaktadır. Çin’i Avustralya(258 ton) ve ABD(232 ton) izlemektedir. Genel olarak dünyada toplam altın üretimi 2011 yılında 2800 ton, altın talebi ise 4500 ton olarak geçekleşmiştir. KAZ DAĞLARI VE ÇANAKKALE YÖRESİ MADENCİLİK GİRİŞİMLERİ RAPORU Ülkemizde madencilik faaliyetlerinde ilk sırada endüstriyel mineraller madenciliği gelmekte ve bu iş kolunu kömür, çimento hammaddeleri, metal ve mermer madenciliği izlemektedir. Altın madenciliğinin bu madenler arasındaki payı %2 düzeyindedir(Şekil 1). Ülkemizde maden çeşitliliği açısından zengin olarak değerlendirilmekle birlikte, “bazı sınırlı sayıdaki madenler hariç, büyük ölçekli rezerv ve işletmelerin olmaması” nedeniyle madenciliğin gelişme gösteremediği belirtilmektedir. TBMM “Madencilik Sektöründeki Sorunların Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Raporu”nda yer alan bu tespite ek olarak, aynı raporda “mevcut yasal düzenlemeler ve işleyiş ile de madencilik sektöründe bir atılım yapmak mümkün değildir. Artık, madencilik sektörüne yön verecek kalıcı, ama zaman içinde günün değişen koşulları- na uyacak esnek bir madencilik politikasına ihtiyaç vardır” vurgusu yapılmaktadır. Bu doğrultuda 2007-2013 dönemini kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda madencilik ile ilgili temel politikalar, “madencilik sektöründe çevre mevzuatına uyumun geliştirilmesi, bürokratik yapının etkin hâle getirilmesi, jeotermal ve petrol konusunda yasal düzenleme çalışmalarının tamamlanması, firma ve işletme ölçeklerinin büyütülmesinin özendirilmesi, madencilik ürünlerinin yurtiçinde işlenerek katma değerin artırılması, arama çalışmalarına ve bor ürünleri üretiminin geliştirilmesine özel önem verilmesi” olarak ifade edilmiştir. Ek olarak Dokuzuncu Kalkınma Planı Madencilik Özel İhtisas Komisyonu Raporu’nda “madenciliğin kamuoyuna tanıtılması, çevre duyarlılığı ve sürdürülebilir kalkınma anlayışının geliştirilmesi, yasal alt yapının iyileş- tirilmesi ve geliştirilmesi, bürokratik yapının etkinleştirilmesi, ARGE alt yapısının geliştirilmesi ve verimliliğinin artırılması, sektördeki iş gücü kalitesinin iyileştirilmesi, şirket ve işletme ölçeklerinin büyütülmesi ve yurt dışı madencilik faaliyetlerinin desteklenmesine ilişkin temel amaç ve politikalar” belirlenmiştir. Bu politikalar ekseninde ülkemizde maden arama ve işletme girişimlerinin son yıllarda yaygınlaştığı izlenmektedir. TBMM Raporu’nda Maden İşleri Genel Müdürlüğü 2010 yılı verilerine dayanılarak aktarılan rakamlarda 2005 yılından itibaren başvuru ve ruhsat sayılarındaki artış dikkat çekicidir.

TBMM Raporu’na göre ülkemizde altın rezervi 328 tondur ve altın üretimi yıllar içerisinde artmaktadır(Tablo2). 2001 yılından bugüne 136 ton altın çıkarıldığı belirtilmektedir. 2012 yılında 1.7 milyar USD değerinde 29.5 ton altın çıkarılmıştır. Altın Madencileri Derneği verilerine göre Türkiye’de altın madenciliğine son 20 yılda 2 milyar dolar yatırım yapılmıştır ve bu yatırımın 630 milyon Doları altın madeni  aramaları için 1,4 milyar Doları ise keşfedilen altın madenlerinin tesis ve işletme yatırımlarına harcanmıştır. Derneğin saptamalarına göre Türkiye’de halen 9 altın madeni şirketi faaliyet göstermektedir ve önü- müzdeki 10 yıl içinde Kayseri, Bilecik, Balıkesir, Çanakkale, Konya, Artvin, Sivas, Ağrı, Bursa, Yozgat, Ordu, Malatya ve Erzurum’da açılacak yeni işletmelerle altın madeni sayısının 20’yi geçeceğini tahmin edilmektedir. Ülkemizde ilk altın madeni 1989 yılında başlayan ve 2001’de tamamlanan bir süreçle Bergama Ovacık’ta faaliyete geçirilmiştir. Sonrasında Manisa Salihli Sart Plaser Altın Madeni(2002), Uşak Kışladağ Altın Madeni(2006), Gümüşhane Mastra Altın Madeni(2009), Erzincan Çöpler Altın Madeni(2010), Eskişehir Kaymaz Altın Madeni(2011), İzmir Efemçukuru Altın Madeni(2011) ve Niğde Tepeköy Altın Madeni(2012) ile Gümüşhane’deki çinko cevheri içindeki altınların üretildiği maden(2012) faaliyete başlamıştır.

Görüldüğü gibi gerek Türkiye’deki altın rezervi ve gerek altın sektörü- nün gelişimi ülkenin birçok yerinde arama ve işletme açısından “iştah kabartmaktadır”. Bu alanda faaliyet gösteren şirketlere çeşitli yollarla teşvikler de sağlanmaktadır. Altın arama faaliyetleri içinde bulunduğu Bakanlık tarafından belgelenen işletmeler, altın aramasına başladıkları andan itibaren yapmış oldukları giderler için KDV istisnasından faydalanma hakkına sahiptirler. Özel sektörün iştahının kabarmasında bu alanda izlenen politikalar belirleyicidir. Neoliberal politikaların etkisini hızla yaygınlaştırması ile 1980’li yıllar sonrasın tüm kamu hizmetlerinde, mal ve varlık mülkiyetlerinde yaşanan özelleştirme ve piyasalaştırma uygulamaları madenciliği de yoğun olarak etkilemiştir. Bu etkilenme özellikle doksanlı yıllardan sonra hız kazanmıştır. “Kamu madencilik kuruluşlarının” özelleştirilmesi süreci yaşanmış, “madencilik sektöründe mülkiyet ve yönetim değişikliklerini gerçekleştirmeye yönelik olarak çeşitli kamu kurumlarında sektörel bölünme, ticarileştirme, şirketleştirme ve özelleştirmeye yönelik uygulamalar birbirini izlemiş, madencilik sektörünün kamu ağırlıklı yapısı özel sermayenin de yerini alabileceği bir rekabet ortamı- na dönüştürülmeye çalışılmıştır.” Bu amaçla ETİBANK, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri gibi kurumlar özelleştirilmiştir. Bu alandaki kamu yatı- rımlarından vazgeçilmiştir. Madencilik sektöründe “toplam sabit sermaye yatırımları içerisinde kamunun payı”nın, 1981 yılında % 4.5 seviyesinden 2002 yılında % 0.5 seviyesine indiği belirtilmektedir. Diğere yandan madencilik alanında özel sektör girişimleri özendirilmiş- tir. 1.3. Dünyadan Altın ve Metalik Madencilik Örnekleri Ülkemizde Çanakkale ili ve Kaz Dağları’nda yürütülecek olan altın madenciliği uygulamaları bir kez daha “altın madeni” konusunu gündeme getirmiştir. Bu konuda birçok açıdan endişeler oldukça yoğun olarak dile getirilmektedir. Altın madenciliği girişiminde bulunan şirketler her ne kadar doğaya ve çevreye saygılı ve insan sağlığını önceleyecek şekilde çalışacaklarını ileri sürseler de dünyadaki benzer örnekler bu taahhütlerin gerçekleşmediğini göstermektedir. Altın madenciliği ve diğer metalik madencilik işletmeleri çevreyi kirletme ve doğaya zarar verme riski yüksek tesislerdir ve deneyimler bu risklerin gerçekleştiğini göstermektedir. Ülkemizde Uşak Eşme’de yaşanan ve 1500 kişinin zehirlenmesine yol açan sorunlar, yaklaşık bir buçuk yıl önce Kütahya’da yaşanan ve herkesi korkutan kaza gibi olaylarda olduğu gibi aslında neler yaşanabileceği ortadadır.

 

Binlerce metal madeni gezegenimizin yüzeyinde çiçek hastalığı gibi oyuklar oluşturmakta, toplumların yer değiştirmesine (insan topluluklarının mülteci olmasına), nehirlerin zehirlenmesine ve yerli halkların yaşadıkları toprakların giderek çürümesine (bozulmasına) neden olmaktadır. · Alaska:Red Dog: Dünyanın en büyük Çinko Maden Yataklarına sahip olan Red Dog, aynı zamanda Alaska’nın en büyük kirlilik kaynağıdır. Yılda 196 000 ton toksik atık bu maden yataklarından yeryüzüne bırakılmaktadır. · Nevada: Carlin Trend: Nevada Carlin Trend Madencilik, dünyanın en büyük ikinci altın rezervi sahibidir. Bu şirket, ülkesini dünyanın en büyük üçüncü altın üreticisi yaparken, Western Shoshone bölgesini harap etmekte ve yok etmektedir. · Utah:Bingham Canyon: Bu bakır ve altın madencilik şirketi, şimdilerde dünyanın en büyük açık maden ocağı işletmesine sahiptir. Maden ocağı çukuru 1.5 km derinliğinde ve 4 km genişliğindedir. Şirket, işçi sendikasıyla yapmış olduğu anlaşmayı ihlal ederek çalışanlarını topluca işten çıkarmakla suçlanmaktadır. · Honduras: San Martin: Kanada’lı Glamis Altıncılık Şirketi’nin bu altın ve gümüş açık maden ocağı işletmesi, ormanları tahrip etmektedir ve bölgedeki yerel bitki örtüsünü (doğal faunayı) kurutarak yok etmektedir. Maden ocağı çalışmak için günde 1.5 milyon litre su tüketmektedir. · Peru:Tambogrande: Peru’da Tambogrande’de açılması teklif edilen bir altın madeni ocağı, bu bölgede yaşayan yerli halk tarafından reddedilmiştir. Bu bölge, aynı zamanda Peru’nun birinci sırada meyve üretimini karşılamaktadır. · Peru:Yanacocha: Yanacocha Altın Madencilik şirketinin sahibi olduğu Newmont yakınında bir kasaba olan Choropampa’da yaşayan halk, halen 2000 yılında çevreye saçılan cıvanın etkileri yüzünden zarar görmektedir. KAZ DAĞLARI VE ÇANAKKALE YÖRESİ MADENCİLİK GİRİŞİMLERİ RAPORU · Arjantin:Esquel: Arjantin’de 2003 referandumunda bölge insanlarının %81’i bölgede açılması teklif edilen açık altın maden ocağı işletmesine karşı oy kullanmışlardır. Bölgeye maden ocağının açılmasını istememişlerdir. · Montana:Zortman-Landusky: Bu bölgede faaliyet gösteren altın maden ocağı, Assiniboine ve Gros Ventre kabilelerinin yaşadığı ve kutsal saydıkları Spirit dağını yerle bir etmiştir. Bölgedeki en son maden ocağı ise 1998’de şirketin iflas etmesi üzerinde Pegasus Altıncılık tarafından terk edilmiştir. · Guyana: Omai: 1995 yılında bu bölgedeki altın madencilik şirketinden 3 milyar litre toksik sıvı atık (kontamine atık sular) Guyana’nın en büyük nehri olan Essequibo’ya atılmıştır. · Brezilya: Onbinlerce küçük-ölçekli maden ocağı işletmesi Amazon bölgesinde altın aramıştır. Bu çalışmalarda cıva ve sı- nırlı ölçüde koruyucu malzemeler kullanılmıştır. · Bolivya:Don Mario: Chiquitano Ormanında yaşayan yerli topluluklar, bu bölgede altın ve gümüş maden ocakları işletmelerinin açılmasını ve gelişmesini protesto ederek karşı çıkmışlardır. · Romanya:Rosia Montana: Bu açılması teklif edilen altın maden ocağı eğer kurulsaydı, Avrupa’nın en büyük açık maden ocağı işletmesi olacaktı ve bu bölgede yaşayan 2000 kişi yaşadığı yerleri terk etmek zorunda kalacaktı, ayrıca Romanya’nın arkeolojik alanları tahrip olacaktı. · Romanya: Baia Mare: 2000 yılında bu altın maden ocağındaki tortu barajından saçılan 100 000 ton toksik atık su, balıkları öldürerek, 2.5 milyon insanın içme suyunun zehirlenmesine neden olmuştur. · İspanya:Los Frailes: Bu kurşun ve çinko maden ocağında 1998’de meydana gelen kaza, maden ocağındaki toksik çamurlu suların Guadiamar nehrine akmasına ve Donana Ulusal Park’ının bazı bölümlerinin de kirlenmesine yol açmıştır. KAZ DAĞLARI VE ÇANAKKALE YÖRESİ MADENCİLİK GİRİŞİMLERİ RAPORU · Mali:Syama: Mali’deki bu ilk büyük-ölçekli altın madeni iş- letmesi çok büyük miktarda yer altı sularının kontamine olmasına, kirlenmesine yol açmıştır. · Gana:Tarkwa: 1990-1998 yılları arasında Tarkwa’daki 30.000’den fazla insan altın madencilik işletmeleri yüzünden yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kalmıştır. · Zambia:Copperbelt: Bu bölgede yaşayan yerli halklar, Anglo-Amerikan ve diğer grup şirketler tarafından işletilen bakır maden ocaklarından ve madenleri ayırma işlemlerinin yapıldı- ğı yerlerden kaynaklanan kirliliklere bağlı olarak astım, akciğer hastalıkları ve diğer sağlık sorunlarını yaşamaya başlamışlardır. · Güney Afrika: Dünyanın en büyük altın üreticisi olan Güney Afrika, 1985-2000 yılları arasında madencilikteki iş gücünün neredeyse yarısını topluca işten çıkarmıştır. · Kırgizistan:Kumtor: Bölgede çok sayıda meydana gelen siyanür saçılımları, işçi kazaları ve ölümler, Dünya Bankası’nın finanse ettiği altın madenciliği projesi hakkındaki endişelerin artmasına yol açmıştır. · Moğolistan:TurquoiseHill: Ivanhoe madencilik şirketinin açmaya çalıştığı ve teklif götürdüğü bakır madeni ocağı, ki bu olay Moğolistan madenciliğinde bir patlama yaratmış, dönüm noktası olmuştur. Maden arama ruhsatları iki yılda üçe katlanarak, 3 000’e ulaşmıştır. · Burma:Monywa: Kanada’lı Ivanhoe madencilik şirketi tarafından işletilen bu bakır madeni ocağının altyapısı, yaklaşık bir milyon kişinin kendi isteği dışında yasa gereği zorla çalıştırılmasıyla kurulmuştur. · Laos:Sepon: Bu altın ve bakır projesi, Mekong nehrinin her iki yakasını da etkilemekte, yerel bitki örtüsünü, ormanları ve bölgede yaşayan yerli halkların geleneksel geçim kaynaklarını tehdit etmektedir. · Orissa, Hindistan:Utkal Projesi: Bu projede açılması önerilen alüminyum maden cevheri olan boksit maden ocakları ve alüminyum eritme yatakları, ekolojik olarak da hassas olan bu KAZ DAĞLARI VE ÇANAKKALE YÖRESİ MADENCİLİK GİRİŞİMLERİ RAPORU bölgede yaşayan yerli halklardan oluşan üç köyün yerlerinden kaldırılmasına yol açmıştır. Polis, toplumsal bir ayaklanma kabul ederek insanların üzerine ateş açmış ve 2 000 yılında meydana gelen bu olaylarda 3 kabile üyesi hayatını kaybetmiştir. · Papua Yeni Gine:Ok Tedi: Bu maden ocağından, her gün Ok Tedi nehrine 200 000 ton atık sızmaktadır. · Marinduque, Filipinler:Marcopper: Bu bakır madeni ocağı, 16 yıldan daha uzun bir süredir 200 milyon ton atık kayacı (eritilmiş kayayı) doğrudan denize dökmektedir. · Endonezya:PT Kelian: Kalimantan’da yüzlerce aile, bu altın madencilik işletmesinin çalışmaya başlaması için zorla yerlerinden tahliye edilmiştir. · West Papua, Endonezya:Grasberg: Amerikan kökenli Freeport Mc Mo Ran’ın sahibi olduğu, bu büyük ölçekli altın ve bakır madencilik işletmeleri, bölgede zorla yapılan tahliyeleri ve cinayetleri içeren insan hakları ihlallerine ve şiddet olaylarına neden olmakla suçlanmaktadır. Altın madenciliği ile ilgili örnek olarak alabileceğimiz bir başka olay da 30 Ocak 2000’de Romanya Sasar’da yaşanmıştır. Bu bölgede Aurul tarafından işletilen Baia Mare Altın madeni bulunmaktadır. Bu madenin atık havuzunun yıkılması sonucunda tahminen 100 000 m3 siyanür içeren su ve çamur Somes nehrine ve oradan da Tuna’ya kadar bo- şalmıştır. Somes üzerinde bulunan Satı Mare’de 1 Şubat 2000 yapılan ölçümlerde siyanür konsantrasyonu 7.8 mg/litre olarak ölçülmüştür. Dört hafta sonra kirlilik kaynağından 2 000 km uzaklıkta, Tuna deltasında halen siyanür ölçülebilir boyutta bulunmuştur. Macaristan yetkilileri bin tonun üzerinde balık öldüğünü bildirmişlerdir. Her ne kadar Tuna Nehri başka kaynaklar tarafından da kirletilmeye devam ettiği için olayın boyutu tam olarak belirlenememiş olsa da kalıcı etkilerinin olduğu tahmin edilmektedir.

Bir cevap yazın

Social Share Buttons and Icons powered by Ultimatelysocial
YouTube
Instagram